Türkiye’deki barış girişimlerinde kadınlar hep öncü rol oynadı
11.10.2021 11:32:09

Erkeklerin açtığı savaşlarda, yıktığı kentlerde, yaptığı katliamlarda, her devirde ve her yerde barış sesini yükselten, kimi zaman beyaz tülbentlerini kimi zaman bedenlerini yaşama adayan kadınların mücadelesi olmasaydı, belki de barış için gerçek bir inisiyatif alınamayacaktı.

NERMİN KAYA

“Barış” istemenin suç sayıldığı Türkiye’de, 10 Ekim 2015′teki katliamın üzerinden 6 yıl geçti. Ülkede yakın tarih boyunca birçok kez barış talebi dile getirilmişti. Devletin inisiyatifine bırakılamayacak kadar hayati bir talep olan barış için bugüne kadar dünyada ve Türkiye’de pek çok sivil girişim oluşturuldu. Bu girişimlerin de öncüsü hep kadınlar oldu.

Dünyada 1990 ile 2012 arasında 102 barış süreci yürütüldü ve bunlar içinde 85’inde anlaşma imzalandı. Bu 102 barış sürecine aktif olarak katılanların sadece yüzde 8’i kadın. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2000 yılında Türkiye’nin de imzaladığı 1325 sayılı kararda ve Avrupa Parlamentosu’nun desteklediği Avrupa Konseyi Üsküp Deklarasyonunda kadınların barış görüşmeleri de dahil, kadınların barışın tesisinin her safhasına katılmaları gerektiğini ve bu hakka sahip olduklarını belirtiyor.

PEKİ KADINLAR NEDEN AKTİF OLARAK KATILMALI?

Çatışmalı sürecin ve savaşın mağduriyet açısından öznesi olan kadınların, çözüm süreçlerinde dışlanması ve mağduriyetlerinin giderilmesinin erkeklerin insafına bırakılması en büyük sorun. Dünyanın birçok ülkesinden yürütülen müzakere süreçlerinde kadınların dışlanıyor ve çoğu yerde masaya dahil alınmıyor. Çatışmalı süreçten müzakere evrildiği süreçlerin olmazsa olmazı olan hakikat ve yüzleşme komisyonlarında da durum benzer. Birçok ülkede kadınlar hakikat komisyonlarında aktif özne olarak yer alamazken, aldığı yerlerde ise geleceğin tasarlanması süreçlerine katılmak yerine sadece rehabilitasyon ve normalleşme için hukuki ve psikolojik destek süreçlerinde varlık gösterebiliyor.

Halböyleyken dünyada ve Türkiye’de kurulan ya da kurulmayan hakikat ve hesaplaşma süreçlerinde iş kadınların kendi sivil inisiyatiflerine düştü, düşüyor. Özellikle 1960’lardan itibaren hızlanan darbeli, çatışmalı ve sıkıyönetimli geçen onlarca yılda kadınlar yaşananlardan hep özne olarak etkilenmelerine rağmen karar mekanizmalarında yer almadı. Kadınlar için cümle hep aynıydı: “Erkekler savaşı başlatır, kadınlar barış için mücadele eder.”

Peki Türkiye’de kadınların barış mücadelesinde kırılma noktaları nelerdi ve hangi inisiyatifleri aldılar?

KORE SAVAŞINA, ‘BEDEL ÖDETEN’ İTİRAZ: BARIŞSEVER KADINLAR

Kore savaşına karşı mücadele eden Barışseverler Cemiyeti’nden başlayan barış talebi, ‘Çocuklarımızı siz öldüresiniz diye doğurmadık’ diye haykıran Barış Anneleri ile her hafta faili meçhul evlatlarını arayan Cumartesi Anneleri’ne kadar kemiklenerek yükseldi.

Kemikleşmiş, inisiyatif halini almış Barış Anneleri ya da Cumartesi Anneleri’nden biraz daha geriye gidersek Barışseverler Cemiyeti’nden bahsedebiliriz. Demokrat Parti hükümetinin 1950 yılında iktidara gelmesinin ikinci ayında ABD liderliğindeki Birleşmiş Milletler (BM) güçleriyle birlikte savaşmak üzere Kore’ye asker gönderme kararı alması üzerine kurulan Barışseverler Cemiyeti, TBMM’ye gönderdikleri dilekçeyle Menderes hükümetinin Kore’ye 4 bin 500 asker göndermesinin yasa dışı olduğunu belirtti.

Yıllar önce Türkiye’nin Kore savaşına asker göndermesine karşı çıkan Barışseverler Cemiyeti, Behice Boran öncülüğünde toplandı. Boran ve arkadaşları, Kore savaşına asker gönderilmesine karşı İstanbul’un çeşitli ilçelerinde bildiri dağıttı. Dağıttıkları bildiride “dünya barışının korunmasına tamamen aykırı olan bu kararı şiddetle protesto ederiz” diyen Cemiyet, asker gönderme kararının barışçıl bir hareket olmadığını söyledi.

KÜRT HALKI GÜNDEME GELİYOR

Bu bildiri dağıtımı sonrası Boran ve arkadaşları gözaltına alındı ve yargılanarak 15 yıl hapse mahkum edildi. 1965 seçimlerinde Urfa’dan milletvekili, 1975’teki TİP dördüncü büyük kurultayında da genel başkan seçilerek Türkiye’nin ilk kadın parti genel başkanı oldu. Bu kurultayın önemlerinden birisi de “Kürt sorunu” ya da o zamanlarki adıyla “Kürt meselesi” konusunda alınan kararlardı.

“Türkiye’nin doğusunda Kürt halkı yaşamaktadır” diye başlayan ve “hakim sınıflar ile faşist iktidarların Kürtler üzerinde baskı, terör ve asimilasyon politikası uyguladıkları; sırf Kürt oldukları için onları ekonomik olarak geri bıraktırdıkları” ile devam eden bu kararlar, 12 Mart 1971 muhtırasının ardından cunta yönetimi tarafından TİP’in kapatılmasına ve Behice’nin de 15 yıl hapse mahkûm edilmesine gerekçe oldu.

PLAZA DEL MAYO’DAN GALATASARAY MEYDANI’NA: 1995, CUMARTESİ ANNELERİ

Cumartersi Anneleri ise 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenleyerek zorla kaybettirilen, gözaltında kaybolan ve faili meçhul cinayetlerde öldürülen yakınlarının faillerini arayıyor. 13 Mart 1999’da polis saldırısıyla oturma eylemlerine ara verdikten sonra 31 Ocak 2009’da yeniden bir araya gelmeye başladılar. Ancak 20 Temmuz 2016’daki OHAL’den beri meydana çıkmaları yasaklanıyor.

Cumartesi Anneleri, kayıpların devlet arşivlerinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanması, faillerin yargılanması, Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç kapsamında zaman aşımına uğramayacak şekilde düzenlenmesi ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamasını talep ediyor. Tıpkı, Arjantin’deki cunta yönetimi tarafından öldürülen çocuklarının hesabını sormak için Plaza del Mayo meydanında toplanan anneler gibi.

Cumartesi Anneleri, 2001 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a talepleri içeren dosya ileterek kayıp yakınlarının bulunması için komisyon kurulmasını talep etti. Gelinen süreçte hiçbir yol alınamadığı gibi JİTEM davaları bir bir aklandı.

GERİLLA VE ASKER ANNELERİ TÜLBENT ATIYOR: 1996, BARIŞ ANNELERİ

Kürt sorununun barışçıl çözümü için 1996’da bir araya gelen Barış Anneleri de 1999’da beyaz tülbentleri ve gülleriyle Ankara’da ilk ses getiren eylemlerini yürüyüşle gerçekleştirdi. Misyonları, Türkiye’de savaşı bitirmek olan Barış Anneleri, 1996’da kurularak ulusal ve uluslararası arenada barış taleplerine meşruiyet kazandırmayı hedefledi.

Savaşı bitirmek için yola çıkan Barış Anneleri içinde gerilla ve asker anneleri de yer alıyor ve ulusal ve uluslararası arenada barış taleplerine meşruiyet kazandırmayı hedefliyor.

1999’da örgütledikleri Ankara ziyareti en çok ses getiren eylemlerinden biriydi. 40 kadın Diyarbakır’dan Ankara’ya “Geride kalanlar aşkına”, “Biz anayız barıştan yanayız” sloganlarıyla gitti. Fakat Ankara’ya girişleri polis tarafından engellendi. 2004’te Istanbul, Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Kızıltepe, Siirt, Nusaybin ve Gaziantep’ten gelen 120 kadın o dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile görüşmek istedi. Bu sene 1 Eylül 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle Ankara’da toplanan “Barış Anneleri” adlı grup, ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi’, ‘Bu ülkenin barışa ihtiyacı var!’ pankartıyla TBMM’ye yürüdü.

2005’te Barış Anneleri’nden Müyesser Güneş “Barış İçin 1000 Kadın” eylemi kapsamında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Ankara’daki katliamında yaşamını yitirenlerden biri de ‘Barış Annesi’ Meryem Bulut’du.

Kürt kadınlar, 1999’dan önce Kürt siyasi partilerinin içinde, 1999’dan beri de Barıs Anneleri İnisiyatifi olarak barışın gelmesi, ölümlerin durması için sayısız konuda, sayısız türde eyleme imza attı ve dilekçe eylemlerinden basın açıklamalarına, barış için canlı kalkan eylemlerinden “tülbent eylemlerine” pek çok eylemle barışı sözünü pratiğe döktü.

POLİTİKALAR ÜRETEN BİR BÜYÜK GİRİŞİM: BARIŞ İÇİN KADIN, 2009

‘Barış için Kadın Girişimi’ ise İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) çatısı altında 1996 Mart’ta bir araya geldi 20-21 Nisan’da Taksim Keban Oteli’nde yapılan ‘Barış için Kadın Çalışma Günleri’ toplantısı, o yıllarda neredeyse bir ilk olarak Kürtçe ve Türkçe çeviri yapıldı.

Türkiyeli kadınların ‘savaşı durdurmak için birlikte neler yapabiliriz’ bu amacıyla bir araya geldiği ilk toplantılardandı. Bölgeden Kürt kadınları gelerek tanıklıklarını anlatmıştı.

2009’da yeniden bir araya geldiler ve barış talebini yükseltmek için politikalar yürütme kararı aldılar. 2013 yılının Ocak ayından itibaren Türkiye’de girilen barış ‘çözüm süreci’nde aktif rol almaya çalıştılar ve raporlar hazırlayarak komisyonlara sundular.

KADINLAR ÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYONUNDA: NE İSTEDİLER?

Barış İçin Kadın Girişimi, Türkiye’de başlayan barış için çözüm sürecine kadınların katılımını sağlamak için çeşitli eylemler yapmıştı. Dönemin meclis çatısında kurulmuş olan ve çözüm sürecinin ikinci resmi mekanizması olarak tasarlanan 11 kişilik Çözüm Süreci Komisyonu’nda ise sadece bir kadın milletvekili görev yapıyordu. Dönemin Barış ve Demokrasi Partisi tarafından davet edilen Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve BİKG de bu görüşmelerde yer almıştı.

Yine 4 Mayıs 2013’te BİKG’in düzenlediği Kadınlar ‘Barış Sürecinde Aktif Rol Alıyor’ başlıklı konferansta ise kadınlar, Birleşmiş Milletler’in 1325 sayılı kararı çerçevesinde Türkiye’nin bir ulusal plan yaparak, anayasal dönüşümü sağlamasını, demokratik katılım yollarını açmasını, kadınlara ve Kürtlere yönelik ayrımcı siyasetlere son vermesini talep ettiler. Talepler şöyleydi:

ULUSAL PLAN ÇIKARILDI, TALEPLER SIRALANDI

“Özellikle anadilde eğitim ve öğretim ile kamusal alanda anadilde hizmetin yasal güvence altına alınması, kadınların mağduriyetlerini giderici ve toplumsal cinsiyet merkezli sosyal politikaların benimsenmesi, devletin her alanda kadın erkek eşitliğini sağlama görevinin anayasal güvence altına alınması ve tüm siyasi alanlarda kadınlar ve erkeklerin eşit temsilinin sağlanması gerekiyor.”

“Kadınlar geçmişte işlenen suçların ortaya çıkmadığı bir barışı güven verici bulmuyor. Savaşta, cezaevinde ya da gözaltında taciz ve tecavüz suçlarının af ya da zaman aşımı dışında tutularak faillerin bulunması ve yargılanması gerekiyor.”

 “Köye dönüşün şartlarının sağlanması, köy boşaltmalardan kaynaklı zararların hakkaniyetli tazmin ve telafisi, tüm faili meçhul cinayetlerin, kayıpların ve çocuk cinayetlerinin faillerinin bulunması, yargılanması ve toplu mezarların uluslararası anlaşmalara uygun şekilde saptanması ve kimlik belirlemelerinin yapılması da kadınların hayata devam etmelerini sağlayacak şartlardan görülüyor.”

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARINDA, CİZRE’DE BİR ARAYA GELEN KADINLAR

Barış İçin Kadın Girişimi’nin çağrısıyla 150’ye yakın kadın 20 Eylül 2015 tarihleri arasında Cizreli kadınlarla bir araya geldi. Barış İçin Kadın Girişimi’yle birlikte kadınlar Cizre’ye 20 Eylül günü ulaşmıştı. İki gün boyunca Cizreli kadınlarla bir araya geldiler.

Kürt kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında barışın sözünü kurmak isteyen Barış İçin Kadın Girişimi üyeleri Türkiye’nin pek çok yerinde eş zamanlı ses çıkarma eylemi yaptı. Kadınlar Cizre’de de ses çıkarma eylemlerini Cudi mahallesine yürürken gerçekleştirdi.

Ankara katliamından sonra ise İstanbul’da, “Bombalar hayatımıza düşüyor. Yastayız, öfkeliyiz, isyandayız” pankartıyla sessiz bir yürüyüş gerçekleştirdiler.

BARIŞ GETİRMEYE GİDERKEN KATLEDİLENLER: 10 EKİM’DE ÖLDÜRÜLEN KADINLAR

Dünyanın her yerinde hep en önde barış mücadelesi veren kadınlar, 10 Ekim günü de alanları doldurmuştu. Erkeklerin başlattığı savaşlarda doğrudan ‘hedef alınan’ kadınlar, bu kez Ankara Tren Garı’nda buluşarak, barış, emek ve demokrasi mitingi için bir araya gelmişti.

İçlerinde Barış Annesi Meryem Bulut da vardı. Ancak o gün IŞİD’in yaptığı katliam, barış için bir araya gelen tam 3o kadının hayatına mal oldu.

10 Ekim katliamında Aycan Kaya, Ayşe Deniz, Azize Onat, Başak Sidar Çevik, Bedriye Batur, Berna Koç, Dicle Deli, Dilan Sarıkaya, Ebru Mavi, Elif Kanlıoğlu, Emine Ercan, Fatma Esen, Fatma Filiz Batur, Fatma Karabulut, Gözde Aslan, Gülbahar Aydeniz, Gülhan Elmascan, İdil Güneyi, Kübra Meltem Mollaoğlu, Leyla Çiçek, Meryem Bulut, Necla Duran, Nilgün Çevik, Sarıgül Tüylü, Sevgi Öztekin, Sevim Şinik, Seyhan Yaylagül, Sezen Vurmaz Babatürk, Şebnem Yurtman ve Şirin Kılıçalp hayatını kaybetti.

Kronos34

Şîrove Bike

KADIN

EN ÇOK OKUNANLAR
×