Amerika’daki Ermenilerin taş plaklardaki sesleri topraklarına dönüyor
22.12.2021 15:16:31

Kalan Müzik, kuruluşunun 30. yılını özel bir çalışmayla kutluyor. ‘Ara Dinkjian Arşivinden Taş Plaklarda Amerika’daki Ermeniler’ başlıklı, üç CD ve bir kitaptan oluşan albümde yer alan kayıtlar, 17 Aralık Cuma günü tüm çevrimiçi müzik platformlarında yayınlandı. Kalan Müzik’in kurucusu Hasan Saltık’ın tasarladığı çalışma, Saltık’ın Haziran ayında vefat etmesinin ardından, eşi Nilüfer Saltık’ın ve Kalan çalışanlarının yoğun emekleriyle tamamlandı ve onun anısına ithaf edildi. Çalışmanın sınırlı sayıda basılan matbu, fizikî versiyonu da satışa sunuldu.

Albümdeki toplam 58 kayıt, Karekin Prudyan, Vartan Margosyan, Kaspar Cancanyan, Harputlu Karekin, Hovsep Şamlıyan, Markos Melkon, ‘Horyad’ Kevork, Udi Hrant, Garabet Mercanyan, Aşuğ Murad, Mesrop Takakçıyan, Kemani Minas, Garbis Bakırcıyan gibi, kimi hâlâ hatırlanan, kimi unutulmuş birçok müzisyenin, Anadolu ve Mezopotamya’nın damgasını taşıyan seslerini bugüne taşıyor.

Kayıtların yer aldığı üç CD’ye, İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanmış, kapsamlı bir kitapçık eşlik ediyor. Kitapçıkta Ara Dinkjian’ın ve etnomüzikolog Melih Duygulu’nun sunuş yazılarının yanı sıra, müzik araştırmacısı ve müzisyen Harry A. Kezelian’ın kaleme aldığı, ABD’deki Ermenilerin bu ülkedeki müzikal faaliyetlerine odaklanan, kapsamlı makalesi yer alıyor. Kezelian, Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinden Amerika’ya göç eden Ermenilerin gündelik yaşantılarına dair bilgiler verirken, 1915 öncesinde sonrasında orada nasıl bir toplum oluşturduklarını, eğlence hayatlarını nasıl sürdürdüklerini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

ABD’deki Ermenilerin salt Ermenice değil, Yunanca ve Kürtçe müziklerle de içli dışlı olduğunu vurgulayan Kezelian, New York’taki 8. Cadde’nin Ermeniler ve özellikle müzik üretimi açısından taşıdığı öneme dikkat çekiyor. Kezelian’ın makalesi, birçok müzisyene ve plak şirketine dair ilginç bilgiler de içeriyor.

Kitapçık, görsel içeriği açısından da son derece zengin. Metinlere Ermenilerin Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerindeki günlük yaşamını yansıtan fotoğraflar, ayrıca bu albüme taşınan taş plakların ve albümde eseri bulunan müzisyenlerin fotoğrafları eşlik ediyor.

Bu çalışma, Osmanlı’nın son döneminde yaşananlara aşina olan dinleyici ve okurlara yeni pencereler açabilecek, olmayanlara ise, Ermenilerin Anadolu ve Mezopotamya’da ürettikleri, içinde yaşadıkları kültürün bambaşka bir coğrafyaya neden ve nasıl taşındığına, ‘Yeni Dünya’da nasıl yeniden üretilebildiğine dair sorular sordurabilecek nitelikte.

Ara Dinkjian, kişisel taş plak koleksiyonuna ve bu çalışma için hazırladığı seçkiye, Nilüfer Saltık ise bu projenin Kalan külliyatı içindeki yerine ve Hasan Saltık’ın ardından Kalan Müzik’in faaliyetlerini nasıl sürdürdüğüne ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Ara Dinkjian: “Kurtardığım taş plakların emanetçisiyim”

Altı yaşlarımdayken, evde babamın birkaç taş plağını buldum. O Türkçe, Kürtçe, Ermenice müzikler o kadar güzeldi ki, onlar gibi başka kayıtlar da dinlemek istedim. Koleksiyon yapmaya işte o zaman başladım.

İlk zamanlar Amerika’dan buluyordum taş plakları, çoğunlukla da çocukları bu müziklere ilgi duymayan ve plakları artık evinde tutmak istemeyen Ermeni ailelerden alıyordum. Fakat daha sonra, 1990 yılında Sezen Aksu’yla çalışmak üzere ilk kez Türkiye’yi ziyaret ettiğimde oradan da taş plak almaya başladım. O zamanlar çok ucuzdu plaklar. Hatta satıcılar bana gülüyordu, bunlara para veriyorum diye. Hâlâ büyüyen, gelişen bir koleksiyon bu. Eksiklerini gidermek için her zaman bakınırım.

Koleksiyonun düzenli olması konusunda saplantı derecesinde dikkatli davranıyorum; öbür türlü, onca plağın arasında aradığını bulmak çok zor olur. En başından beri, bu kayıtları araştırmacılar ve müzisyenlerle paylaşıyorum, çünkü plakları bana ait nesneler olarak görmüyorum. Bunlar, benim çöpe atılmaktan kurtardığım plaklar; şu an onlara emanetçilik yapıyorum sadece.

Washington DC’deki, dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri olan Library of Congress (Kongre Kütüphanesi), bana koleksiyonla ilgilendiğini bildirdi. Koleksiyona ev sahipliği yapacak bundan daha iyi bir yer düşünemiyorum. Elimden çıkarmaya hazır olduğumda bu kuruma vereceğim koleksiyonu, fakat plakların her araştırmacı ve müziksevere, her daim açık olması şartıyla.

Harold Hagopian’ın Traditional Crossroads adlı firmasının çıkardığı çeşitli taş plak seçkilerinde bu koleksiyondan kayıtlar da yer aldı. O CD’lerin birçoğunun Türkiye’deki lisans hakkını Kalan Müzik aldı. Kalan’dan çıkan bazı başka albümlerde de koleksiyonumdan kayıtlara yer verildi.

Kısa süre önce kaybettiğimiz sevgili dostumuz Hasan Saltık, geçen yıl benden özel olarak Amerika’daki Ermeniler tarafından seslendirilmiş Türkçe, Ermenice ve Kürtçe şarkı kayıtları istemişti. Amerika’da aynı dönemde yapılan Yunanca taş plak kayıtları gibi bu kayıtların da, büyük bir hikâyenin eksik kısmını oluşturduğunu biliyordu. Ben de, bu istek üzerine, görece iyi durumda olan plaklardan, daha önce CD formatında yeniden yayınlanmamış, yüksek nitelikli ve iyi icra edilmiş şarkılardan oluşan bir seçki hazırladım. Seçtiğim 58 kaydı üç CD’ye dağıtırken kronolojik bir sıra gözetmedim; dinleme keyfinin mümkün olduğunca yüksek olmasını sağlamaya dönük bir sıralama yaptım.

İster tarihsel olsun, ister güncel, herhangi bir müziğe dinleyicinin nasıl bir tepki vereceği konusunda hiçbir zaman tahminde bulunamıyorum. Sadece, kişisel olarak hangi müziklerden etkilendiğimi biliyorum. Bu seçkide, beni etkileyen müzikler var.

İyi bir geleceğe giden tek yolun hakikatten geçtiğine yürekten inanan biri olarak, bu üç CD’deki müzikler ve kitapta yer alan bilgilerin, tüm açık fikirli insanları aydınlatmasını ümit ediyorum.

Nilüfer Saltık: “Anadolu kayıt tarihine ışık tutmaya devam edeceğiz”

Hasan’ın Ara Dinkjian’ın kişisel arşivindeki kayıtlara olan ilgisini ve bunlardan özel bir seçki yayınlama isteğini biliyorduk, bu yönde çalışmalara da başlamıştı. Bunun Kalan Müzik’in misyonuna, müzik kültürlerine bakışına çok uygun bir iş olduğunu söylüyor, CD’ler ve kitapçığı 30. yıl özel projesi olarak tasarlıyordu. Çok heyecanlıydı bu konuda. Onun başladığı bu projeyi, aramızdan aniden ayrılışının ardından tamamlamak bizim sorumluluğumuzdu.

Pandeminin müzisyenler ve sektör üzerindeki olumsuz etkilerinden elbette biz de nasibimizi aldık. Bu koşullar altında, 30. yılımızı konserlerle kutlayamayınca, onun yerine bu projeyi hazırlamak istedik. Yaşadığımız en büyük zorluk, bu projeyi Hasan olmadan, onun yasını tutarken tamamlamaya çalışmak oldu.

Kalan Müzik bugüne dek Anadolu kayıt tarihiyle ilgili birçok arşiv albümü çıkardı – Çerkes Ezgileri, Yezidiler, Süryaniler, Edirne Romanları, Pontus Şarkıları, Yerkaran, Baba Hampartzum, Maftirim, İakovos Nafpliotis - Bizans Müziği, Sarband - Tarihî İslam Eserleri, Osmanlı Marşları ve daha onlarcası… Bunların her biri özel bir kıymet taşır. ‘Ara Dinkjian Arşivinden Taş Plaklarda Amerika’daki Ermeniler’, Hasan’ın son arşiv çalışması oldu. Ermeniler, Kürtler ve Türklerin, kayıt tarihimize yansıyan ortak müzik dilini ve kültürünü ortaya koyması açısından da özel bir önem taşıyor bu çalışma. Üç CD’den oluşan derlemede, 1915 öncesi ve sonrasında Anadolu’dan Amerika’ya göç etmek zorunda kalan Ermenilerin, uzun süredir yaygın olarak dinlenmemiş, hatta bazıları hiç dinlenmemiş, bunca zaman sonra ilk defa ortaya çıkan kayıtlar yer alıyor.

CD’ler, bu kayıtlara ve onların sosyokültürel arkaplanına dair kapsamlı bilgiler içeren bir kitapçıkla birlikte sunuluyor. Kitapçık büyük bir titizlikle hazırlandı. Nazım Dikbaş ve Altuğ Yılmaz’ın bu süreçteki katkı ve desteklerini belirtmeden geçemem.

Biz çalışmalarımızı, özellikle de arşiv çalışmalarımızı belirli bir hedef kitleye ulaşma kaygısıyla yapmıyoruz. Diğerleri için olduğu gibi, ‘Ara Dinkjian Arşivinden Taş Plaklarda Amerika’daki Ermeniler’e dair umudumuz da, bu kayıtların ve onlara eşlik eden metinlerin zaman içinde mümkün olduğunca geniş bir kitleye ulaşması. Çalışmanın üç CD ve kitapçıktan oluşan matbu hâli sınırlı sayıda üretildi ama kayıtlara dijital ortamda herkes erişebilecek. Hem kayıtların, hem de kitapta yer alan metinler ve görsellerin, Anadolu’dan Amerika’ya göç etmek zorunda kalan Ermenilerin etnomüzikolojik tarihine ışık tutan bir kaynak olarak değerlendirilmesini diliyoruz.

Bizim için önemli olan, bu işitsel ve yazılı kaynakların kısa vadede ne kadar yaygınlaştığından ziyade, bu çalışmayı tamamlayıp ortaya çıkarmış olmamız. Bu tür çalışmaları yapmak zorundayız, çünkü bizden başka yapacak kimse yok. Kalan Müzik, Anadolu kayıt tarihine ışık tutmaya, Anadolu müzik tarihini ele alan ciddi projelere açık olmaya devam edecek. Hasan’ın eksikliği, acısı içimizde, ancak başlattığı iş, onun ilkeleri doğrultusunda Kalan Müzik’le yaşayacak.

"Kef Time nasıl doğdu?" (Albümdeki kitapçıktan)

“Amerika’daki birçok Ermeni, diğer diaspora topluluklarında olduğu gibi, Gomidas Vartabed ve diğerlerinin kurduğu Klasik Ermeni ekolünün takipçileriydi. Ermeni halk ezgilerini Batılı/Avrupalı bir üslupla, piyano ve keman eşliğinde söylüyorlardı. Ancak [birçokları  da] Ermeni, bunun yanı sıra, çocukluklarının ve gençliklerinin Anadolu müziği için yanıp tutuşuyordu. İşte Amerika’da düğünlerinde, pikniklerinde ve hantes-khıncuyk olarak bilinen eğlence yemeklerinde ve elbette Ermenilerin bir araya geldiği her ortamda, mesela ev eğlencelerinde çalmaya devam ettikleri müzik buydu. Hatta, Amerika’daki Ermeniler bir süre, (…) ‘sıra geceleri’ne benzer, sadece erkeklerin katıldığı, Anadolu usulü yemeli içmeli, çalınıp söylenen ev eğlenceleri düzenlemeye de devam ettiler. Aileler de sık sık hep birlikte şarkı söylerlerdi ve burada Ermenice müzik Türkçe müzikten önde gelirdi. İkinci kuşak yetişkinlik yaşına geldikçe, gençlerin buluşması ve birbiriyle kaynaşması için danslar düzenlenmeye başlandı. Bu danslardan kef time [keyif, eğlence zamanı] adı verilen Amerikalı Ermeni geleneği doğdu. Bunlar, Amerika’da doğmuş Ermeni müzisyenlerden oluşan grupların gitar, saksafon ve piyano gibi ‘Amerikalı’ enstrümanların yanı sıra ud, klarnet, darbuka, kanun, keman ve tef çaldıkları meşhur, bütün gece süren eğlencelerdi. Bugün artık çoğu ‘world music’ dinleyicisi Richard Hagopian, Hachig Kazarian, John Berberian, Onnik Dinkjian, George Mgrdichian ve bu türde icrada bulunan birçok diğerlerinin kayıtlarına aşina. Ud, Amerika’daki Ermeniler arasında en yaygın enstrüman haline geldi ve bu açıdan bakıldığında Udi Hrant Kenkülyan’ın (Hrant Emre) etkisi, Türkiye’deki büyük şöhreti ve 1950’lerde Amerikalı Ermeni toplum nezdinde gördüğü sıcak takdir ve hayranlığın azımsanması mümkün değildir.10.         1885’te Diyarbakır’da doğan ve 1898’de annesiyle birlikte ABD’ye göç eden Mıgırdiç ‘George’ Parseğyan’ın 1924 yılında New Jersey - West Hoboken’da kurduğu plak şirketi M.G. Parsekian Records’un bir ilanı: “Ermenice ve Türkçe yeni plaklar, Eylül 1924”. Soldan sağa: 1889 Maraş doğumlu Kemani Harry Hasekian, 1882 İstanbul doğumlu Edward Bashian (Yetvart Khocabaşyan), 1885 Diyarbakır doğumlu darbukacı ve şarkıcı Karekin Proodian (Prudyan)

10. 1885’te Diyarbakır’da doğan ve 1898’de annesiyle birlikte ABD’ye göç eden Mıgırdiç ‘George’ Parseğyan’ın 1924 yılında New Jersey - West Hoboken’da kurduğu plak şirketi M.G. Parsekian Records’un bir ilanı: “Ermenice ve Türkçe yeni plaklar, Eylül 1924”. Soldan sağa: 1889 Maraş doğumlu Kemani Harry Hasekian, 1882 İstanbul doğumlu Edward Bashian (Yetvart Khocabaşyan), 1885 Diyarbakır doğumlu darbukacı ve şarkıcı Karekin Proodian (Prudyan)

Ancak Amerika doğumlu bu tanınmış müzisyenlerin yükselişinden önce, elbette, Ermeni göçmenler vardı – Anadolu’da doğmuş, bu müziği Atlantik Okyanusu’nun bir yakasından diğerine taşıyanlar. Ermeni göçmenlerin Amerika’da çaldığı müzik, Anadolu’nun ve Kafkasya’nın her yanından etkiler taşısa da, ana etkiler olarak değerlendirebileceğimiz iki ana üslup vardı. Birincisi İstanbul ve İzmir gibi büyük kentsel merkezlerin müziğiydi. Diğeri ise (…) 10/8’lik curcuna ritmiyle çalınan kırsal halk şarkıları ve oyunlarıyla Harput ve Diyarbakır gibi doğu vilayetlerinin müziğiydi. Bunlardan başka, çok sayıda Türkçe şarkısı ve çiftetelli müziğiyle Kayseri ve Kilikya (Adana, Maraş ve Antep) gibi bölgelerin göçmenleri ve ayrıca çok sayıda enstrümantal Ermeni halk oyunuyla Sivas, Erzurum ve Van göçmenleri de sonraki kuşaklar üzerinde önemli bir etki bıraktılar.

Nasıl İstanbul gazinolarında Ermeni, Rum ve Yahudiler Türkçe şarkıları Türkler ve Romanlarla birlikte çaldılarsa, aynı âdeti New York’ta, Manhattan’ın 8. Caddesi’nde ‘Greektown’, yani Yunan Mahallesi olarak bilinen bölgesindeki Yunan lokanta ve barlarında devam ettirdiler. İstanbul gibi bir metropolden gelmiş olmaları bu müzisyenler için New York gibi bir metropoldeki hayatı cazip kılmış gibidir. Ud, kanun, keman ve klarnet çalan tanınmış şarkıcı ve müzisyenler, Boston, Providence, New York, Detroit, Philadelphia, Kaliforniya ve başka yerlerde ayrıca iki ünlü Ermeni tatil bölgesinde, yani New Jersey sahilindeki Asbury Park’ta ve yukarı New York’ta Catskill Mountains’da, Yunanlara ve Ermenilere ait lokanta, bar, gece kulübü ve kahvehanelerden oluşan bir çevrede düzenli olarak çalmışlardır. Ancak çoğu New York’a yerleşti, kariyerini orada geliştirdi ve vaktinin çoğunu, Türkçe şarkılara getirdikleri yorum ve Türkçe telaffuzları Rum icracılardan daha otantik kabul edildiğinden, Ermeni müzisyenlerin Türkçe müzik yapmasına yönelik talebin yüksek olduğu Greektown’da çalarak geçirdi. Bu müzisyenler büyük oranda Harold Hagopian’ın Traditional Crossroads Plak Şirketi’nin yayınladığı kayıtlar, özellikle de ‘Armenians on 8th Avenue’ [8. Caddede Ermeniler] başlıklı albüm aracılığıyla biliniyorlar.”

Harry A. Kezelian’ın kitapçıkta yer alan yazısından (çev. Nazım Dikbaş)

Agos

Şîrove Bike

KÜLTÜR-SANAT

EN ÇOK OKUNANLAR
×