1926 Tarihli Ankara Antlaşması Öncesi, Sonrası ve Kürdistan’ın Kuzey ve Güney’e Bölünmesi.

Şeyhmus Özdemir

[email protected]

9.12.2021 13:13:35

Şeyhmus Özdemir

Konunun anlaşılabilmesi için kısaca’da olsa, 1920 li yıllarda Mezopotamaya’da mandater göç olan İngiltere devletiyle yeni oluşum halindeki TC devleti arasında imzalanan ve sözü edilen Ankara anlaşması öncesini kısa da olsa irdelemekte fayda vardır. İngiltere adına Lloyd George, 25 Nisan 1920 tarihinde, San Remo Konferansında Fransızları Musul Villayeti üzerindeki haklarından vazgeçmeye bir anlamda zoraki da olsa ikna eder. Buna karşılık, Fransızlara, Musul’da çıkarılacak petrolun 25,75% oranında katılım payı sözü verir. Açıkça İngilizler sarbonun yerini alacak olan petrolü Fransızlara bırakmak istemedi. İngilizler bu vilayetin petrolca zengin olduğunu biliyordu. Bu Konferansta İngiltere, bu bölgeyi Fransızlara bırakmak istememesinin nedeni olarak ta, kendi mandasında Irak devleti (Basora, Bağdat Villayetleri) dışında bir de Kürt devleti (Musul Villayeti bu devletin içinde olacaktı) kurmayı vadediyordu. Daha sonra bilinen 10 Agustos 1920 tarihli ünlü Sevr Anlaşması imzalanmıştı.

Bilindiği gibi Bolşevik Rusyası, 24 Kasım 1917’deki deklarasıyonla, yani baştan beri, Fransa ise, Sykes-Piccot (16 Mayıs 1916) antlaşmasına uygun olarak Musul Vilayetini İngilizlerden alamayınca ve bu çelişkiden dolayı, 20 Ekim 1921 tarihli Fransız-Türk Ankara Anlaşmasından itibaren kemalistleri Yunanistan’a karşı desteklemişlerdi. Özellikle Fransızların Kemalistlerle de facto ilişki geliştirmeleri ve sonradan, bu ilişkilerin, Fransız hariciye bakanı Franklin Bouillon ile Türk hariciye bakanı Yusuf Kemal Bey vasıtasıyla 20 Ekim 1921’de Ankara antlaşması ile resmiyete kavuşturulması, Kemalistlerin Batı cephesinde zafer kazanmasına neden oldu. Bu zafer, 11 Ekim 1922 tarihinde tarafları Mudanya ateşkesine götürmüştü. Kemalistlerin bu başarısı Sevr anlaşmasını kaduk kılarak Lozan antlaması, barış görüşmelerine sebebiyet vermiş ve nihayet 24 Temmuz 1923 tarihinde herkesçe bilinen Lozan antlaşması ilgili taraflarca imzalanmıştı.

Bugünkü Türkiye devletinin Irak’taki Kürt Federe devleti ile olan sınırı (o dönemde Musul villayeti olarak bilinen, Musul, Kerkük, Süleymaniye, Hewler, Duhok şehirlerini kapsayan bugünkü Güney Kürdistan) Lozan antlaşması ile henüz kesin belirlenmemişti. Lozan antlaşmasının 3. maddesi, 2. paragrafı aşağıdaki şekildedir: "Türkiye ile Irak arasındaki sınır, Türkiye ile İngiltere arasında karşılıklı anlaşmayla 9 aylık bir süre içinde belirlenecektir. Bu süre zarfında taraflar anlaşmadıkları taktirde, sorun milliyetler cemiyeti kurulu önüne getirilecektir. Kesin kaderi çıkacak karara bağlı olacak olan topraklar üzerinde iki ülke hükümeti karşılıklı olarak herhangi bir sınır değişikliğine gitmeyecekleri konusunda sorumluluk altına girerler." Mayıs ve Temmuz 1924 yılında İstanbul’da yapılan görüşmelerde bir sonuç çıkmaz. Kemalistler Musul’u bırakmadıklarını ve Musul halkının kendilerinin denetimine girmek istediklerini ileri sürerler, İngilizler ise, niyete değil, fiili durumun belirliyici olduğunu, ayrıca Musul ahalisinin çoğunluğunun bağımsız bir Kürt devleti istediğini, Musul’un dışında kalan stratejik gereklikten dolayı, Van ve Hakkari vilayetlerinin de bir bölmünü isterler. Gerçeklikte ise, yaklaşık 850’000 nüfusu olan bu Vilayet, 10/7 si kürtlerden oluşuyordu, geri kalan Arap, Türkmen, Juif (Yahudi) ve Chaldéens-assyriens, vs. idi.

1918 de İngiliz askerleri ilk defa Musul Vilayetine ulaştıklarınde Türk askerleri (Osmanlı) silahlarını teslim ederek kenara çekilmişlerdi. 30 Ekim 1918 Mondros ateşkes anlaşmasından sonra, şeyh Mahmud İngilizlere karşı direnir ve İngilizler onu Kürdistan hükümdarı olarak tanır ve böylece birinci şeyh Mahmud Kürt hükümeti kurulmuş olur. Kürtlerin mücadelesi ve güçlenmesi İngilizler’de panik yaratır ve İngilizler şeyh Mahmud’un yetkilerini sınırlamak ister. Bu durum karşısında Kürtler ile İngilizler ciddi bir hesaplaşmaya girer, İngilizlerin büroları kapatılır, sorumluları tutuklanır. Vilayetin büyük bir bölümünde kontrol Kürtlerin eline geçer ve bağımsızlıklarını ilan ederler. İngilizler Askeri Kraliyet hava kuvvetleri gücüyle Kürt hareketini kısmen kontrol altına alır. Şeyh Mahmud İngilizler tarafınden tutuklanır ve idama mahkum edilir. Sonradan, Kürtlerin direnişi sonucunda İngilizler şeyh Mahmud’a af çıkartmak durumunda kalır ve kendi sömürgesi olan Hindistan’a sürgüne gönderilir.

Kemalistlerin bir subayı olan Ali Şefik (Özdemir) denetiminde Vilayette Kürtlerde dahil ayaklandırmalar başlatır. İngilizler bu durum karşısında şeyh Mahmud’un Hindistan’da dönmesine ses çıkarmazlar, çünkü halkın dinlediği tek liderdir. 21 Aralık 1922 yılında Mandater güç olan İngiltere ile Irak ortak bir deklarasıyonla Irak içinde, Musul vilayetinde bir kürt hükümetinin (ikinci şeyh Mahmud hükümeti) kurulmasına onay verirler. Fakat daha sonra, Şubat 1923 tarihindeki Lozan 1. Konferans görüşmelerin başarısızlığı ve bağımsızlık, otonomi konularında Kürtler arası ayrılıklar bahanesiyle, İngilizler politikalarını değiştirirler ve tekrar kontrolu ellerine almak için Kraliyet Hava Kuvvetlerini (Royal Aire Force) devreye sokarlar ve Kürd direnişi sonuçta kırılır, şeyh Mahmud elindeki kalan silahlı güçleriyle Kürdistan dağlarıne sığınır. İngiliz Ordusu ve Hava kuvvetleri, şeyh Mahmud’un Türklerle muhtemel birleşmesini engellemek için karşı saldırıya geçer ve Türkler Rawanduz’da savaşmaksızın geri çekilirler ve şeyh Mahmud İngilizler karşısında yalnız bırakırlar. Bu durum karşısında Kürt hareketinin yöneticileri İran Kürdistan’ına sığınırlar.

Lozan’da kendilerinden çok söz edilen Kürtler ve kaderleri hakkında karar verirlirken, kendilerine hiçbir söz hakkı tanınmamıştı. Bu barış görüşmeleri sonrası, bilhassa yeni Kemelist rejimi Türkiye Kürtleri açısından sadece onların geleneksel yaşam modelini değiştirilmesi değil, Sevr Antlaşmasında ve Londra Konferansında öngürülen Bağımsız ve Otonom Kürdistan tamamen kayıp olmuştu. 3 Mart 1924 tarihli Kemelist hükümetin kararnamesi Kürt okullarını, dilini, Kürçe yayın, Kürt derneklerini ve dinsel kurumlarını yasaklıyordu. Kemalist devlet Kürtlerin etnik ve kültürel kimliğini tamamen inkar ediyordu. Bu duruma karşı milli Kürt reaksiyonu bilinmektedir.

Lozan görüşmelerinde Güney Kürdistan sınır sorununa dönersek, barış görüşmelerinin başarısızlığa uğraması sonucu, İngiliz hükümeti Agustos 1924 tarihinde yukarıda sözünü ettiğimiz Lozan Antlaşmasının 3. maddesinin 2. parağrafına uygun olarak Milletler Cemiyetinin Kurulu’nun gündemine aldırır. Bu Kurul İngiliz ve Kemelist hükümetlerin temsilcilerinin hazır bulunduğu Eylül 1924 tarihli 30. toplantısında tartıştırır. Tarafların, Fetih Bey Kemalist hükümet adına, Lord Parmoor ise İngiliz hükümeti adına Vilayetin nüfusu konusunda değişik rakamlar ileri sürerler. Her iki tarafında ileri sürdükleri rakamlarda Kürtler ezici çoğunluğu oluşturmaktadır. Yine burada da Kürtlerden çok konuşulur ama Kürtlerin kendisi yine yoktur. Görüşmelerde Kurul kesin bir karar almak için 30 Eylül 1924 tarihinde bölgeye inceleme için 3 kişilik bir Komisiyon gönderir.

Kemalistlerin sistemli olarak İngilizlerin Vilayetin kuzeyine doğru (bugünkü Hakari, Van, Siirt) ilerlediğine ilişkin şikayetleri üstüne ve Komisyonun teklifi üzere, Miliyetler Cemiyeti Kurulu, 29 Ekim 1924’te 31. toplantısında geçici statt quo temelinde Brüksel hattını (ligne de branting, geçici ateşkes hattı) geçici sınır olarak kabul edilir ve ayrıca muhtemel çatışmaları önlemek için 60 kilometrelik bir tarafsız bölge ilan edilir. Komisyon incelemelerini coğrafik, etnoğrafik, tarihi, ekonomik, politik ve stratejik açılardan yapar ve 16 Temmuz 1925 tarihli, birden fazla öneri içeren, raporunu Kurula sunar. Bu önerilerden biri de Irak’ın (Musul vilayet dahil) 25 yıl boyunca Milliyetler Cemiyeti Kurulu kontrölünde, İngiltere mandater göç olarak yönetmeliydi (bu mandaterlik sistemi o dönem Milliyetler Cemiyeti Kurulunun paktının 22. maddesinde hukuki ifadesini bulmaktaydı) ve Kürt bölgesinde yani Musul Vilayetinde (Komisyonun raporunda Kürt ülkesi diye geçmektedir) Kürtlerin dilekleri dikkate alnmalıdır.Vilayetteki bütün devlet kurumları Kürt memurlar, görevlilerden oluşmalı, Kürtçe bölgenin resmi dili olmalıydı.

Kurul Eylül 1925’te Cenevre’deki 35. toplantısında komisyonun raporunu incelemeye alır. Tam da bu esnada, Kurulun karar alacağı bir sırada ciddi bir sorun gündeme gelir: Lozan Antlaşmasının 3. maddesinin 2. paragrafının Milliyetler Cemiyeti Kuruluna verdiği yetki neydi? Bu yetki basit bir tavsiye kararı mıydı yoksa Kurulun ilgili taraflarının katılmadığı, İngiliz mandasındaki Irak ile Kemelistler arasında sınırı belirleyen kesin bir karar yetkisimiydi? Bu durum karşısında, Kemelistler Kurul kararını kesin bağlayıcı olamayacağını savunur. Çünkü kararın kendi aleyhlerinde olacağını düşünmektedirler. Böyle düşünmeye sevk eten temel olgulardan biri de Milliyetler Cemiyeti Kurulunun görevlendirdiği Komisyonun bölgede incelemelerini sürdürdüğü bir esnada, Kemalistlerin Kürtlerin Kuzey’deki direnişini (1925 şeyh Said ayklanması) kanla bastırmalarındandır.

Kemalistler bilmektedirler ki Vilayetteki çoğunluğu oluşturan Kürtler, Kuzeydeki kardeşlerinin uğradığı zulümden dolayı, asla Türk hükümranlığını istemeyecekler ve bağımsız olamadıkları bir durumda, tercihlerini İngiltere mandasında olan bir Irak’tan yapacaklardı. Kemalistlerin bu tezi karşısında, mandater göç olan İngiltere, Kurulun Kararının belirleyici ve kesin olduğunu savunur. Bu iki farklı görüş karşısında, Milliyetler Cemiyeti Kurulu, 19 Eylül 1925 tarihli kararıyla Uluslararası daimi adalet divanında ihtilaf hakkında görüş bildirmesi talebinde bulunur. 21 Kasım 1925’te Uluslararası daimi adalet divanı kendisine sorulan sorulara ilişkin kararını açıklar. Bu durumda mahkemeye göre: Lozan Antlaşmasının 3. maddesi paragğaf 2 geregince Kurulun alacağı karar taraflar için bağlayıcıdır (uyulması zorunlu) ve manda altındaki Irak ile Türkiye arasındaki sınırı kesin olarak belirliyecektir.

Kemalistler bu karar karşısında, yine kendi tezinde ısrar ederek Kurulun kararını tavsiye mahiyetinde gördüğün söyler. Milliyetler Cemiyeti Kurulu 23 Kasım 1925 tarihli General Laidoner’in Brüksel hattına (yukarıda sözü edilen sınır çizgisi) ilişkin raporu, 16 Aralık 1925’te Kurula sunulur, aynı gün Kurul Brüksel hattını, Kemalist Türkiyesi ile İngiltere mandasındaki Irak arasında kesin sınır olacağını belirli şartlarla Kabul eder.

Bu şartları yukarıda’da belirttiğim gibi:

1.) Irak 25 sene tahmin edilebilen bir dönem boyunca Milliyetler Cemiyeti Kurulu mandasında kalacak

2.) Kendi ülkelerinin yönetimini, adaletini işleyişi, okulardaki eğitim için Kürt ırkından memurların atanması, bütün hizmetlerde Kürt dilinin resmi dil olmasına ilişkin Kürtler tarafından dile getirilen görüş ve talepleri dikkete alınmalıdır.

Anlaşıldığı gibi bu yukarıdaki şartlar Milliyetler Cemiyeti Kurulunun atadığı Musul komisyonunun raporundaki nihayi öneriler arasındaydı. İngiliz hükümeti himaye eden güç olarak, Komisyon raporunun nihayi sonuçları gereği tavsiye edilen, Kürtler yararına alınacak idari tedbirleri Kurula sunmaya davet edilir. 13 Ocak 1926’da İngiliz hükümeti, Kurula Irak hükümeti ile İngiltere arasında geçerli olacak bir antlaşma metni ile Kürtlerin haklarına ilişkin bir referandum sunar ve Kurulun 16 Aralık 1925 tarihli kararında öngörülen şartlar gerçekleştiğinde Türkiye ile Irak arasındaki sınırın kesin olduğunu Kurulda deklare etmesini talep eder. 11 Mart 1926’da Kurul İngiliz hükümetinin mektubunu onaylar ve aynı Kurulun 26 Aralık 1926 tarihli Kararı böylece yürürlüğe girerek bugünkü Güney Kürdistan ile Kuzey arasındaki yapay sınırı oluşturdu.

Yeni bir Kürt devletinin kurulması tehlikesi ve İzmir bölgesinde muhtemel bir askeri müdahale ile karşı karşıya kaldığını hisseden Kemalistler, üzerinde devlet kurdukları toprakların önemli bir bölümünün Kürtlere ait olması ve bu Kürt bölgelerinde olası yeni direnişlerle elden gidebileceği kaygısıyla İngilizlerle direk görüşmelere girerler ve sonuçta Kurulun daha önce kararlaştırdığı Brüksel sınır hattında ufak değişiklikler yapılarak 5 Haziran 1926 tarihli Türk-İngiliz Ankara Antlaşması imzalanır. Kemalistler bu Ankara antlaşması ile bir anlamda İngiltere’den bugünkü Misak-î-Milli dediği sınırlarını garantisini almış oluyordu. 5 Haziran 1926 tarihli Ankara anlaşması aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

• 75 kilometrelik bir alanı tarafsız bölge ilan eder

• Antlaşmayı imzalama onuruna genel bir af ilan edilir ve böylece Asurî, Kaldani ve diğer Hıristiyan azınlıkların evlerine dönmeleri sağlanmaya çalışılır. Fakat Kemalistler istemediği kişilerin gelişini engeliyebilecekti

• Buna karşılık İngilizler 25 sene boyunca yıllık çıkarılacak petrolden 10% luk pay ile Türkiye’deki devlet demir yollarının inşaasında kulanılmak üzere 20 milyon Sterlin kredi öngörmekteydi. Buna karşılık, Kemalistler İngiliz finans kuruluşlarına Türk limanlarının inşa etme, kurma hakkını vermekteydi. Sonuç itibariyle bugünkü Türk devletinin Irak Kürt Federe devleti ile olan ortak sınır garantisi, ona 5 Haziran 1926 tarihli Ankara antlaşması sağlıyordu.

Deng Dergisi, sayı 123                                       

Şîrove Bike

MAKALELER

EN ÇOK OKUNANLAR
×