Araştırmacılık Zor Zenaat...

Mehmet Bayrak

[email protected]

18.07.2021 10:43:17

Yaklaşık 10 yıl önce kaleme aldığım bir yazıya “Araştırmacılık Zor Zenaat...” diye başlamıştım (Bkz. Tokatlanan Polis Şefi ve Kızılbaşlar...; Öz- Po, 26.3.2011). Belli aralıklarla üç kez girişimde bulunmama rağmen, daha önce başkalarının inceleme imkânı bulduğu ancak benim incelememe izin verilmeyen“Osmanlı Dönemi Kürt Demokratik Örgütleri’nin Nizamnâmeleri”ne ilişkin dosyayı vermeyen Kürt kökenli bir polis şefinin, daha sonra gönüllü olarak gittiği Şırnak’ta Sabahat Tuncel’le karşılaşmasını; bu arada dosyayı göstermemek için Kızılbaşlar üzerinden bana yaptığı densizliği işliyordum...

MHP’li Prof. Dr. Abdülhaluk Çay’ın asistanı Oğuz Aytepe’nın incelediği ve yazılarında kaynak olarak verdiği bu dosya, Kürt örgütleri dahil Osmanlı dönemindeki demokratik örgütlerin tüzük ve proğram yerine geçen Nizamnâmeleri’ni kapsıyordu ve 1919- 1950 dönemi örgüt ve partileriyle ilgili dosya 1950’de Emniyet Genel Müdürlüğü’nce basıldığı halde, bu ilk klasör sakıncalı görülerek basılmamıştı. Osmanlı döneminde 20 dolayında Kürt demokratik örgütü kurulmuş ve bunların sadece 5’inin Nizamnâmeleri elimizde bulunuyordu. Bu nedenle de, yakın dönem Kürt tarihi açısından son derece önemliydi. 2000 yılından itibaren üç kez resmi girişimde bulunmama rağmen bugüne kadar dosyayı inceleme imkânı bulamadım...

Bir süre önceki bir yazımda; Türkiye’de ilk “Kürt Halk Türküleri” (Kılam û Stranên Kurdî)inceleme- antolojisi (1991) ile Kürdoloji literatürünün, alanında en hacimli çalışması olan üç ciltlik “Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları” (Muzik, Dans û Şarqiyên Kurdî) inceleme- antolojisini (2002) hazırlayan bir araştırmacı olarak çıktığım meşakkatli yolculuğu anlatmıştım (Politik Art, Sayı:289/ 2021).

Kuşkusuz, burada anlatılanlar verilen emeğin yanında devede kulak kalıyordu. Salt, Üniversite yıllarından itibaren bilip merak ettiğim,“Kürt Müziği” konusunda 1899’da Almanya- Humbold Üniversitesi’nde doktora çalışması yapan Ermeni papaz ve müzikologGomitas Vartabet’in tezine ulaşabilmek için Almanya, Hollanda, Fransa, İngiltere, İsrail ve Ermenistan nezdinde yaptığım yazışmalar, neredeyse bir klasör tutacak boyutta. ( Buna ilişkin anlatım için bkz. Gomitas Vartapet’le 50 Yıllık Maceram, Öz-Po, 15 Aralık 2016 ve 50 Yıllık Gomitas Maceram, Kürt Tarihi, Sayı:28/2017).Benimle ilgili bir belgesel- biyografi hazırlayan (Karanlığa Süzülen Işık: Mehmet Bayrak, Özge yay. Ank. 2009) FirazBaran da, konuya ilişkin ayrıntılar verir ve tüm bu çabalarıma rağmen hâlâ sözkonusu teze ulaşamama hayıflanır...

Görsel Tarihe Yöneliş

Görsel eserlerin bir halkın görsel tarihi açısından son derece önemli olduğunu bildiğim içindir ki, 1978’de yayımlanan ikinci kitabım “Köy Enstitülü Yazarlar- Ozanlar” inceleme - antolojisinden başlayarak görsel ürünlere yer vermeye çalıştım. Editör sıfatıyla yayımladığım Kürdoloji eserlerine de Prof. Dr. Celilê Celil’in “Osmanlı İmparatorluğu’nda Kürtler” kitabından başlayarak gravür, minyatür, desen, fotoğraf ve kartpostallardan oluşan özel bölümler ekliyordum.

1994 yılı sonlarında Avrupa’ya zorunlu olarak çıktıktan sonra yaklaşık 15 yılım kütüphanelerde çalışmakla geçti. Bu konuda, Hollanda’daki Kürt Araştırmaları Merkezi (ISK)in 1960’lı yıllarda hazırladığı onbin künyelik Kürdoloji bibliyografyası bana rehberlik etti. Yazılı materyalin yanında özellikle görsel ürünler üzerinde yoğunlaşmıştım. Bu süreçte hazırladığım hemen bütün çalışmalarımda bu görsel ürünlere yer verdiğim gibi, iki tane de Kürt Albümü yayımladım: Gravürlerle Kürtler/ Bi Gravûran Kurd (Özge yay. Ank. 2002) ve Osmanlı’da Kürt Kadını (Jinên Kurd Dı Serdema Osmanî De/ Osmanlı’da Kürt Kadını (Özge yay. Ank. 2007).

2019 Yılında yayımladığım “Kürtler’in ve Kürdistan’ın Görsel Tarihi” de, zaten adından anlaşılacağı üzere bunlara eklenmiş yeni bir halkaydı. Bu çalışmanın seyahatnameler bölümünde, özellikle İçtoroslar’a ayrı bir yer verdim. Gerek Alman Mareşali Moltke’nin 19. Yüzyıl ortalarına tarihlenen “Türkiye Mektupları”, gerek Fransız gezgin Poujoulat’nın İçtoroslar üzerinde yoğunlaşan seyahatnâmesi gerekse yine Alman gezgin Dr. Hugo Grothe’nin ve İngiliz Binbaşı Noel’in bu bölgeye ilişkin seyahatname ve fotoğraf albümleri son derece önemliydi. Tabii, bu arada gerek Fransız, gerek İngiliz gerekse Alman seyahat dergileri, konunun vazgeçilmez kaynaklarıydı.

İşin ilginç yanı, Dr. Hugo Grothe 1906’da İçtoroslar’da başlayıp 1908’de Bağdat- Basra’da noktalanan gezisine ilişkin iki ciltlik resimli seyahatnamesinin yanısıra, “Geografische Charakterbilder” (Leipzig-1909) adıyla bir de fotoğraf albümü bırakmıştı. Almanya’da sadece iki adet bulunan bu albümün bir nüshasına Bielefeld Teoloji Fakültesi Kütüphanesi’nde ulaşacak ve başkanı bulunduğum Kürt Sanat, Kültür ve Bilim Merkezi’nde birlikte çalıştığımız sevgili Hülya Bektaş’la gittiğimiz kütüphanede, yetkilinin izniyle bu albümü çıkararak, dışarda laser kopisini çekebilecek ve kimi çalışmalarımda kullanacaktım.

Almanya’ya zorunlu olarak çıktığım ilk yıllarda, ilginç bir tesadüfle Hamburg’daki bir halkbilimi müzesinde, Binbaşı Noel’in resimlerinin asıllarıyla karşılaşıyorum.

Bir de bakıyorum ki, İsveç’teki arkadaşların önerisiyle daha ülkedeyken beni ziyaret eden ve evimizde konuk ettiğimiz Amerikalı gazeteci Susan Meiselas’ın düzenlediği bir sergi. Hazırladığı “Kurdistan/ In the Shadow of History”(Tarihin Gölgesinde Kürdistan) için ben de birkaç görsel vermiştim. Ayrıca, askerliğini Kürdistan’da yapmış olan Muzaffer İlhan Erdost’tan kimi fotoğraflar almış ve kendisi için Abdülmelik Fırat, Şeref Bedirhanoğlu gibi tanınmış Kürt ailelerin çocuklarından özgün fotoğraflar sağlamaya çalışmıştım. Ancak, her ikisi de, aileye dönük operasyonlar yüzünden ellerinde ciddi birşey kalmadığını bildirmişlerdi...

Susan’ın albümü yayımlanmadan önce de, taslağını, 1995’te beş gün boyunca beni misafir eden Prof. Dr. Martin van Bruinessen’inHollanda’daki evinde görmüştüm. Eserin son redaksiyonunu Martin yapıyordu. Zaten, Hamburg’daki sergi açılışında da konuşmacıydı. Albüm taslağında, benim Deng- Azadi yayını için yolladığım birçok görselin, İstanbul’da kendisine “Deng- Azadi Arşivi” olarak verildiğini görmüş ve düzeltme imkânım olduğu halde üzerinde durmamıştım. Çünkü, önemli olan bu görsellerin çalışmada yer bulmasıydı...

“Fotoğraflarla Osmanlı Kürtleri” ve “İçtoroslar’da Alevi Kürtler” konusunda çalışmaya yönelince, bu görseller benim için çok daha önem kazanmıştı. Bu nedenle, 1998 yılından başlayarak Susan’la yazışmaya başladık. Susan, kaynakları sağladığı kişi olan Richard Hesketh’in yani Binbaşı Noel’in gezisine bizzat katılan fotoğrafçının torununun ismini, e-mailini ve adresini vererek, ondan “onay” almam gerektiğini bildiriyordu...Hesketh ise, fotoğrafların orijinallerinin Susan’da olduğunu söylüyordu. Kendisiyle muhtelif yazışmalar yapmamıza ve Susan’la New York’taki ortak tanıdıklarımız, Koçgiri’nin efsanevi şairi Alişêr’in yakınları üzerinden haberleşmemize rağmen sonuç alamamıştım... Yapılacak şey, Susan’ın albümündeki özgün fotoğraf basımlarıyla yetinmekti, biz de öyle yaptık.

Yazarlığımın 50. Yılına girdiğim 2021 yılı itibarıyla, büyük bölümü alanının ilk çalışmaları olan 40’a yakın eser vermiş bir araştırmacı olarak, bugüne kadar hakkımda çok sayıda yazı yazılmış ve konuşma yapılmıştır. Bunlardan biri de, yukardan beri sözünü ettiğim Prof. Dr. Martin van Bruinessen’dir. Kendisinin, “1925 Kürt İsyanı” ile ilgili Türkçe’de ilk yazısını ve “Ağa, Şeyh ve Devlet” konulu önemli doktora tezini Türkiye’de ilk yayımlayan kişi olarak, kendisiyle belli bir hukukumuz oluştu. 1989’da yayımladığım yazısından dolayı hakkımda dava açıldığı için “Bayrak’la suç ortağı olduk” diyordu, KOMKAR’ca 2002’de tarafıma verilen “araştırma” ödülü dolayısıyla gönderdiği mesajda, şunu ekliyordu: “Son yirmi senede Kürt yayın ve araştırma hayatında Mehmet Bayrak’ın çok önemli bir yeri var”.Bunlar söylendiğinde henüz 20. Yıl’da, şimdiyse 50. Yıl’dayım...

                                                                       4

“Ermeni Aşuğlar”ın İzini Sürüyorum...

1958/59 yıllarında Kayseri Ortaokulu’na başladığımda, Ermeni mahallesine komşu bir evde oturuyorduk, Lise’ye geçtikten sonra da bu böyle devam etti. O tarihlerde, küçülmüş de olsa henüz bir Ermeni mahallesi vardı ve kilisesi faaliyetteydi. Okulda, din dersi mecburiyeti olmadığı için biz Alevi Kürt ve Hıristiyan Ermeni gençler, din dersine girmiyorduk.

Dikkatimi çeken hususlardan biri de, yörede Aleviler’in kullandığı cura, bağlama ve keman gibi çalgıların, Ermeni ustalarca yapılmasıydı. Ayrıca, Ermeniler’in Aleviler’e son derece sıcak bakmaları da dikkatimden kaçmıyordu. Keza, Atatürk’ün 1925’ten itibaren Şark İlleri Asayiş Müşaviri ve Etno- Politika Uzmanı Prof. Hasan Reşit Tankut’un gizlilik dereceli raporlarına ulaşınca, bu gerçekliğe bir kez daha tanık oldum.

Nitekim, Ermeni Aşuğlar konusunda hazırladığım ilk çalışmanın daha Önsöz’ünün ilk parağrafında şunları söylemiştim: “ Cumhuriyet’in başlangıç yıllarında Şark İlleri Asayiş Müşaviri ve Türk Ocakları Koıordinatörü olarak görevlendirildikten sonra yönetime gizlilik dereceli birçok etno- politik inceleme raporu sunan ve sonradan Atatürk’e danışmanlık yapan Prof. Hasan Reşit Tankut, hazırladığı gizli raporlarının birinde; Aleviler’le Ermeniler’in tarihten bu yana son derece iyi anlaştıklarını, Aleviler’in her yerde Hıristiyan dostu olduğunu belirttikten sonra, Ermeni kökenli kimi Alevi- Bektaşi âşıkların Alevi toplumu üzerinde oldukça etkili olduklarını vurguluyor ve sözlerini şöyle sürdürüyordu: ( Alevi âşıklar arasında Sarkis Zeki kudretli bir ozandı. O tıpkı Viranî gibi, Turabî gibi demeler söylemiş ve Ehlibeyt methiyeleri yazmıştı)”. (Bkz. Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşuğlar, Özge yay. Ank. 2005).

Zaten, geçmişte okuduğum 1959 tarihli bir yazıda; Türk Folklor Araştırmaları Dergisi sahibi ve yazarı İhsan Hınçer,“Türkçe Yazan Ermeni Şairler” konulu makalesinde; bu konunun uzmanı olarak 1955 yılında vefat eden Toros Azadyan’dansözediyor ve Fuat Köprülü, M. Halit Bayrı gibi araştırmacıların, bilgi almak için zaman zaman ona başvurduklarını ancak ölümünden sonra arşivinin akibetinin bilinmediğini bildiriyordu.

Bu iki belirlemeden sonra, ilgim daha da artmış ve Ermeni Aşuğların izini sürmeye koyulmuştum. Bunun için, aklıma gelen ilk isim Hrant Dink olmuştu ancak kendisini doğrudan tanımıyordum. Bunun için, Agos’ta yazan dostum Baskın Oran’dan yardım isteyince, bizi tanıştırmış ve kendisiyle görüşmeye başlamıştım.

Hrant’tan, Toros Azadyan Arşivi için yardım istediğimde, bu konularla daha çok Sarkis Seropyan’ın ilgilendiğini söylemiş ve kendisini telefona çağırmıştı. Sarkis Bey, bu Arşivin şimdi uzaklarda olduğunu, dolayısıyla ulaşmamın zor olduğunu söylemiş ve çalışmama yardımcı olmak üzere Amiryan’ın 1991’de Paris’te Ermeni harfleriyle yayımladığı “Türkçe Söyleyen Ermeni Aşuğlar” konulu – Aras Yayınları’ndan Yetvart Tovmasyan’aimzalı kitabı- ile Sivas/ Malatya bölgesinde yaşamış Pesendî Divanı’nı gönderme inceliğini göstermişti. Özellikle Amiryan’ın kitabı benim için önemli bir klavuzdu; çünkü burada çok sayıda Ermeni Aşuğu’nu topluca görecektim. Ancak, gelgelelim kitabın anlatım bölümü tümden Ermenice, örnekler bölümü de Ermeni harfli Türkçe idi. Bunun için de, dile ve alfabeye hâkim olan Ermeni yazarlara ihtiyacım vardı. Konuyu, o tarihlerde Almanya’da yaşayan Dr. Taner Akçam’a açınca, onun ilk tanıştırdığı kişi Dr. Raffi Kantian olmuştu. Sıklıkla gittiğim Bochum Üniversitesi’nden Dr. Mihran Dabağ’ı doğrudan tanıyor ve bunlar üzerinden Fransa’da yaşayan Dr. Aram Kerovpyan gibi araştırmacılara ulaşıyordum.

Biyografi çevirileri ve şiir çevrimyazıları konusunda, tüm bu akademisyenlerin yardımını gördüm. Dr. Dabağ’ın okumalarını doğrudan kendim yazıya geçiriyor, diğerlerinden de yazılı destek alıyordum. Ancak, bu çalışmada da kaynak olarak gösterilen “Azadyan Arşivi”ne mutlaka ulaşmam gerektiğini görüyordum. Bunun için araştırma yaparken; son biyografilerin Ermenice’den Almanca’ya çevirilerini yapan Ermenistan’lı doktora öğrencisi Azad Orduxanyan’a düşüncemi açınca, Erivan’daki Çarenz Sanat- Edebiyat Müzesi’nin Müdürü Prof. Dr. Henry Bakhchinyan’ın, kendisinin hocası olduğunu söylemesin mi?.. Tabii, sevinçten adeta uçuyor ve yardımını rica ediyorum. O da, hocasıyla görüşüp bana destek olmalarını rica ediyor. Bunun üzerine, yeniden yazışmalar başlıyor. Hoca, oğlu sinema tarihçisi Artsvi Bakhchinyan’ı da devreye sokuyor ve ikisiyle kızım ve damadım aracılığıyla Fransızca ve İngilizce yazışmalardan sonra, belli bir ekonomik bedel karşılığı internet üstü bu dokümanlara ulaşıyorum...

Bu Arşivin, Ermeniler üstüne hazırladığım iki inceleme- antolojiye katkısı büyük olmakla birlikte, kuşkusuz sadece bunlarla yetinemezdim. Ülkede, bu konuya ilişkin şiir mecmuaları ile cönkleri ve diğer yayınları taradığım gibi; özellikle Ermeni Aşuğ Destanları üzerinde yoğunlaşan ikinci kitabım  “Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Aşuğlar” (Özge yay. Ank. 2016) için de, o tarihlerde Köln Ermeni Kilisesi Başepiskoposu olan Sayın Karekin Bekçiyan’dan ve özellikle “tehcir” sonrası diyasporada yazılan“Baraka Destanları”konusunda de araştırmacı Diran Lokmagözyan’dan destek aldım ve bunların tümüne yeniden teşekkür ediyorum.

Tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat’ın bir belirlemesi var. Diyor ki; “Biz Türkler’in üç çeşit tarihi vardır: Biri (Resmi tarih),biri (Avrupalılar’ın yazdığı tarih) ki bu ikisi de şüphelidir. Bir de(Halkın zihninde kalmış tarih)vardır.İşte,(Hakiki tarih)odur; nesilden nesile geçen tarih odur”.

İşte, ilk çalışmamızda, en az 6’sı “Baba”lık mertebesine ulaşan, yarıya yakını Alevi- Bektaşiliğe gönüllü geçmiş 140 dolayında Ermeni Aşuğu  ilk kez topluca bilince çıktığı gibi; son çalışmamızda da çoğunlukla destan  yazan- düzen onlarca şairin 160 dolayında destanı ilk kez Türkçe literatürde günyüzüne çıkıyordu...

Yayımlandığı 2005 yılında “Alevi- Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşuğlar” kitabını ilk gönderdiğim kişi, çalışmama destek olan Hrant Dink olmuştu. Kitabı yolladıktan sonra kendisini aramış ve ulaşıp ulaşmadığını sormuştum. Kendisi de, adeta ağlamaklı bir dille, arkadaşların başına toplandığını ve kitabı incelemekte olduklarını söylemiş; 29 Ağustos 2005 tarihli Agos’ta da kitaba ilişkin uzunca bir yazı kaleme almıştı. Yazının bir yerinde şöyle diyordu:

“Anadolu coğrafyasında Türkçe yaratılmış olsa da, Alevi- Bektaşi edebiyatının yaratıcıları sadece Türk âşık ve edebiyatçıları değil, bu öğretiyi benimsemiş her halktan insanlardır. Bu çalışma, bir bakıma bu gerçekliğin (Ermeni) versiyonudur. Okuyucu, Ermeni âşıklarca yaratılan Alevi- Bektaşi Edebiyatının yanısıra, Türkçe yaratılan Hristiyan/ Gregoryan Edebiyatı’na da tanık olacaktır. (...) Ermeni kültürünün saklı kalmış hazinesini gün ışığına çıkaran Mehmet Bayrak’ın bu kapsamlı çalışması, pek çok araştırmacıya da kaynak olabilecek niteliktedir...”

Sona Giderken...

Araştırma yaparken karşılaştığım “mutlu” sıkıntılar kuşkusuz sadece bunlardan ibaret değildir. Kürt müziği ve şarkılarına meşakkatli yolculuğumu anlatırken, bunun sadece “Kürt” ayağına kısaca değinmiştim. 1950’li yıllardan itibaren Güney Kürdistan’da derleme yapan Amerikalılar’dan başlayarak, Kuzey Kürdistan’da 1960’lı yıllardan itibaren derleme yapan ve yazıştığım dönemde Amerika’da görev yapan Alman müzikolog Prof. Dr. Dieter Christensen’e, Kanada’da görev yapan Doğu Kürdistan’lı akademisyen  Dr. Amir Hassanpour’a ve o tarihlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde görevli olan Bülent Aksoy’a kadar nice araştırmacıyla yazışmalar yaptım. Bu yaçışmaların ve aldığım mektupların tümünü burada anmak mümkün değil. Sadece, şimdi eserleriyle yaşayan değerli dost Dr. Cemşid Bender’in, 1995 yılından bir hitabıyla noktalayalım: “Halkımızın vermekte olduğu büyük mücadelede tuttuğun safla; kültür, uygarlık ve politika alanlarında ürettiğin eserlerle yaptığın hizmetleri takdirle yadetmekteyiz...”

Şîrove Bike

MAKALELER

EN ÇOK OKUNANLAR
×