İttifaklar ve Kürtler - II
24.05.2021 11:55:52

İttifaklar ve Kürtler – I başlığındaki ilk bölümde Türkiyedeki mevcut siyasi partiler arasındaki ittifak çalışmalarını ana hatlarıyla yazmıştım. Gelinen aşamada hem Kürtler arasında hem de Türkiye’yi kapsayacak yeni bir siyasi anlayışa ihtiyaç vardır. Kürtler; Cumhur ve Millet ittifakın dışında olduğuna göre (burada Kürt sorunun çözümünü parti programına alan tüm siyasi partileri kastediyorum) üçüncü bir ittifak kurarak,  bu iki ittifaka karşı ciddi bir alternatif oluşturabilirler.  Böyle bir birlik  hem Kürtler hem de Türkler açısından bir zarurettir.  


Kürt siyasi partileri ve demokratik kitle dernekleri gerek yurt içinde gerekse yurt  dışında birlik için birçok  kez girişimde bulundular. Örneğin, Kürt ve Türk siyasi partilerin kurmuş oldukları SOL BİRLİK ve yine Türkiye Kürdistan’ın sekiz siyasi parti ve organizasyonun  22 Haziran 1988 yılında kurdukları Tevgera Rizgariya Kürdistan –TEVGER, 1990  yıllarında kurulmak istenilen ulusal Cephe ve ulusal Kongre bunun en bariz örnekleridir. Maalesef kurulmuş olan bu birlikler, iç ve dış nedenlerden ötürü ya sonuçsuz ya da arzu edilen noktaya gelmeden dağılmışlar. Burada  detaylara girmek istemiyorum. Artık Kürt halkı, somut, çözüm odaklı birliktelik istiyor. Farklı görüşlere ve mücadele yöntemlerine sahip  olmak, ortak paydalarda uzlaşmaya engel olmamalıdır. Uzlaşma kültürü ne kadar içselleştirilirse, problemlerin çözümü de bir o kadar basitleşir. Hep söylenir ya, geçmişin yanlışlarından ders çıkararak gelecek inşa edilmelidir. O zaman geçmişe kısaca bir göz atmakta yarar var. 


27 Mayıs 1961 askeri darbesinden sonra, 1960’lı yılların ortasında Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (PDKT-1965) kuruldu. Birçok Kürt aydını ise partileşmeye giderken  ilk olarak 1968’in sonlarına doğru kurulan Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde, daha sonra ise Doğu Devrimci ve Kültür ocakları (DDKO) gibi organizasyonlarda siyasi faliyetlerine başladılar. TİP’in 4. Kongresinde ‘Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’ ilkesini parti programına alınca, buda Kürtlerin kendi kaderini belirleme anlamına geliyordu. Bundan dolayı TİP yasaklandı. DDKO’da büyük bir baskı altında takip edilmekteydi. 1971’de dernek kapatıldı ve  üyeleri yargılandı. 1974 yılında yeniden Devrimci Demokratik Kültür Derneği (DDKD) kuruldu. Burada örgütlenen Kürt aydın ve devrimcileri daha sonra çeşitli Kürt siyasi partilerini kurdular. 


Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (PDKT)’ni takiben Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (PSKT – 31 Aralık 1974) (1993 yılında yapılan 3.cü Kongrede ismi Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) olarak değiştirildi) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK – 1978) kuruldu. İllegal olarak kurulan bu siyasi partiler, Kürt siyasi mecrasında önemli rol oynayan partilerdir. Ayrıca 1974 ile 1980 yılları arasında Rızgarı, Kuk, Kawa ve Tekoşin gibi partileşemeyen politik organizasyonlarda vardı. Bu Organizasyonlarda siyasi çalışmalarını yürüten Kürt devrimcileri ve aydınları, çeşitli insan hakları derneklerinde, 1990’lı yılardan itibaren legal olarak kurulan Kürt siyasi partilerin içinde yer alarak siyasi çalışmalarını sürdürdüler. Bana göre; hem Kuzey Kürdistanda, hem de Avrupa’da kitlesel tabanı olan iki siyasi parti var. Biri PSK, diğeri PKK’dır.

  

Kürt partileri illegal oldukları için farklı isimler kullanarak siyasi faliyetlerini yürütüyorlardı. Kürdistan Sosyalist Partisi, kamuoyunda ‘Özgürlük Yolu-Grubu’ olarak bilinirdi. PSK, bu adını da aylık çıkardığı Özgürlük Yolu Dergisinden almıştı. Aylık Özgürlük Yolu dergisi ve Kürtçe-Türkçe olmak üzere iki dilde çıkardığı 14 günlük Roja Welat gazetesini okuyucularla buluşturdu. Özellikle öğretmen ve Memur kesiminde iyi bir okuyucu kitlesine ulaştı. Çok kıt olanaklarla hem asimilasyon, hem de yasaklara karşı ulusal bilincin gelişmesinde büyük katkılar sağladı. Demokratik bir toplum oluşturmak, ulusal ekonomi ve kültürü geliştirmek PSK’nin önceliğiydi. Ama nihai hedefi eşitlikçi, özgürlükçü ve sömürüsüz sosyalist bir yönetim. 1980 askeri darbesinden sonra kadroların birçoğu yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. 


Yurtdışında da politik çalışmalar aralıksız devam etti. Buna  paralel olarak Kürtçe ve Türkçe çıkardığı Roja Welat, Denge Azadi, Ronahi, Hevi, Roja Teze gibi haftalık gazeteler ve aylık Deng dergisiyle Kürt dilinin, kültürünün ve tarihinin gelişmesine büyük katkılar sağlayan en önemli Kürt siyasi partilerinden biridir PSK. Ne yazık ki Türk rejimi yalnız partiler mezarlığı yaratmadı, yayın ve basında da aynı hünerini sergilemekten geri kalmadı. 

Ayrıca PSK, 1980 yıllarına kadar Türkiye Öğretmenler Birliği Dernekleri (TÖBDER), Türkiye İşçi ve Memurlar Sendikası (TÜMDER), Türkiye Sağlık Memurları sendikası (TÜSDER),  yurt dışında ise Kürdistan Dernekleri Birliği (KOMKAR) gibi Sivil Toplum derneleri ve Meslek örgütlerinde katılımcı bir şekilde örgütlenen ender partilerdendi.  


Türkiye’deki siyasi atmosfer elverişli olmamasına rağmen Kürt siyasetçileri, siyasi partiler bağlamında, bağımsız Kürt ve Türk demokrat güçleriyle birlikte, Halkın Emek Partisi- (HEP)’i kurdular. Temmuz 1993 yılında kapatılan HEP, yoluna Demokrasi Partisi (DEP)’le devam etti. PSK taraftarları her iki partinin kuruluşunda da aktiv rol almışlardı. DEP 1994 yerel seçimlerini boykot edince, PSK taraftarları DEP’ten ayrıldılar. Bir yıllık çalışma sonunda başka grup ve bağımsız bireylerle birlikte, Nisan 1995’te Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP)’i kurdular. ‘Türkiye’ye Demokrasi, Kürtlere Özgürlük’ ilkesini parti programına aldığından dolayı kuruluşundan iki ay sonra Yargıtay Başsavcısı tarafından 6 Haziran 1995’te kapatma davası açılmasıyla birlikte, Parti yöneticileri 11 Mart 1996’  da Demokrasi ve Barış partisi (DBP) ismiyle siyasi hayatına devam ettiler. Şubat 2002’den itibaren Kürdistan Sosyalist Partisi taraftarları ve diğer Kürt aydınları Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR)’da siyasi çalışmalar yürüttüler. 2016 yılında yasal bir parti olararak kurulan PSK, bir bölünme yaşadı. Bir kısmı HAK -PAR’da, bir kısmı da PSK ile yola devam ettiler. Bu bölünme, ister istemez gerek yurt dışında gerekse yurt içinde güç kaybına yol açtı. Kürdistan kelimesini gerekçe gösteren  Yargıtay Başsavcılığı Şubat 2019 tarihinde PSK hakkında Anayasa Mahkemesi’de kapatma davası açtı. Ama siyasi faaliyetleri  henüz devam etmektedir. “Türkiye’ye demokrasi, Kürtlere özgürlük” sloganıyla doğru çözüm önerilerini ortaya koyan,  Kürt siyasi arenasında ve aydınlar arasında saygınlığı olan bir siyasi partidir. Bunları niçin anlatıyorum; birincisi hafıza tazelemek açısında iyi olabileceğini düşündüğüm için, ikincisi ise ulusal bilinçlemede yapılan işin ne kadar kıymetli olduğunu vurgulamak. 


Burada partilerin büyüklüğüne, aldığı oy oranlarına bakılmadan, Kürt halkının siyasal ve kültürel çıkarlarını önceleyen bir birliğin kurulması, her Kürt yurtseverin arzusudur. Eğer sayın Erdoğan Saadet partisi’nin peşine düşmüşse, bu SP’nin oy oranın çokluğundan değil,  halk arasında  özgül bir ağırlığa sahip olduğu içindir. Durum öyle bir hal aldı ki; Saadet Partisi, Cumhur ve Millet ittifakı arasında paylaşılamaz oldu. Seçimlere girme hakkı elde etmemesine rağmen hem kuzey Kürdistanda, hem de Kürdistan’ın diğer parçalarında özgül ağırlığı olan siyasi parti, Kürdistan Sosyalist Partisi’dir. Kuruluşundan beri, izlemiş olduğu kararlı ve tutarlı politikasıyla, özelde kuzey Kürdistanda genelde ise Kürdistan’ın diğer parçalarında ulusal birlik yönünde yürütmüş olduğu samimi çalışmalarıyla öne çıkan Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), birçok birlik çalışmalarına öncülük etmiş, siyasi partilerin, Sivil Toplum Kuruluşların ve demokratik kitle derneklerin güvenini kazanmıştır. 


Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ise kuruluşuna kadar ‘Apocular’ olarak bilinirdi. Kürtçe’de APO amca anlamına gelir, aynı zamanda da Abdullah Öcalan isminin kısaltılmış şeklidir. Yani Apo’nun militanları anlamında kullanılırdı. Federasyonu savunanları ‘işbirlikçi ve hain’ olarak nitelendiren PKK, bağımsız bir Kürdistan kurma hedefiyle 1984’te silahlı mücadele başlattı. Kürt ve Türk devrimci örgütlerle sürekli bir çatışma içinde oldu. Zaman zaman güney Kürdistan örgütleriyle savaştı. 17 Mart 1993 yılında PKK tek taraflı ateşkes ilan edince, 19 Mart’ta PSK ile PKK arasında imzalanan protokola  kadar tüm Kürt siyasi parti ve örgütlerle soğuk savaş halindeydi. Bir anlamda şiddetten beslenerek büyüdü. Devletin Kürtlere karşı izlemiş olduğu baskı ve zulüm politikaları da  buna katkı sağladı. Belli   aralıklarla ateşkes ilan edilmiş olsa da bu çatışma ortamı Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da yakalanıp Türkiye’ye teslim edilene denk sürdü. Bütün ateşkeslere olumsuz cevap veren devlet, bildik politikalarında ısrar etti. 


Öcalan’ın yakalamasından sonra PKK’nin politik çizgisinde zikzaklar olmaya başladı. Daha önce federasyon isteyenleri ‘işbirlikçi ve hain’ olarak nitelendiren PKK, bağımsız Kürdistan tezinden vazgeçti. Önce federalizm daha sonra ise özerklik noktasına kadar işi getirdi. 2000 yılından sonra bazen çatışmalar olurken, bazen de iktidar partisi AKP ile çözüm süreci, kardeşlik projesi diyerek hem Kürtleri hem de kamuoyunu oyaladılar. 


PKK da legal siyasi çalışmalarını HEP, DEP, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Demokratik Halk Partisi (DEHAP), Demokratik Toplum Partisi (DTP) (parti kapatmalara karşı kurulmuş birkaç parti daha var.) ve son olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP)’de sürdürdü, ve halen sürdürmekte. HDP hakkında yeni açılan kapatma davasını da bekleyip göreceğiz. PKK ve HDP’in birçok siyasi görüşlerine katılmamakla beraber, Kürt siyasi partileri, aydınlar ve sosyal demokratlar bu hukuksuzluğun karşısında tepki göstererek tavrını belirtmelidir. 


Ama şu gerçeğin altını da çizmek zorundayız. Kendini Kürtlerin ‘yegane’ temsilcisi olarak gören PKK ve onun siyasi kanadı HDP, Türk Sol ve sistem partileriyle zaman zaman ittifak içine girer, Kürt siyasi partilerini yok sayar. HDP bu tutumundan vazgeçmelidir. Zira PKK da birlik çalışmalarında müfrit ve kibirli tutumları yüzünden, birlik çalışmaları ya gerçekleşmeden ya da kuruluşundan sonra, kısa bir süre içinde dağılmışlar. Onun için HDP;  merkezcilik anlayışını esas alan, red ve inkar politikalarını devam ettiren sistem partilerinin etrafında dönmektense, büyük-küçük gözetmeden tüm Kürt siyasi partilerini, Türk demokrat ve aydınlarınında içinde olabileceği üçüncü bir ittifakın kurulması ve bu kötü gidişata hep birlikte dur demelidirler! Kan emici vampirlere, ölümler üzerinde siyasi rant elde etmeye çalışan siyasetçilere, şiddet ve silahların gölgesinde siyaset yapmak isteyenlere, diktatörlüğe heveslenenlere, ırkçılığa, ayrımcılığa, insan ve insanlığa zarar veren her türlü söylem ve eyleme karşı demokrasiyi ve  barışı gür sesle haykırmalıdırlar! Türkiye’ye, demokrasi ne kadar hızlı hakim olursa, Kürt sorunu ve diğer problemlerin çözümü de o denli kolaylaşır. 

Şîrove Bike

MAKALELER

EN ÇOK OKUNANLAR
×