Kürtler Arası Diyalog, Barış Ve PKK
18.06.2021 14:44:10

Kısa bir süre önce PKK’nin Güney Kürdistan Peşmergelerine saldırması ve Amediye’de 5, Zaxo’da ise bir peşmergeyi katledip 7’sini de yaralaması politik tansiyonu bir anda yükseltti. Doğrusunu söylemek gerekirse Güney Kürdistan yönetimine karşı açık bir savaş ilanı olan bu eylemler, PKK politikasını yakından izleyen her kes gibi benim için de şaşırtıcı olmadı. Çünkü Güney Kürdistan hükümetinin adını ağzına almamaya özen gösteren PKK’nin, özellikle de son bir-iki yıldır KDP’ye karşı yürüttüğü karalama kampanyası, sonucun böyle olacağının habercisiydi. 

Gelinen noktada yaşananları daha iyi kavrayabilmek için PKK’nin Güney Kürdistan’a yönelik politikasının bazı önemli noktalarını alt alta sıralamakta yarar var:

1. Bir viraneye dönüşmesine neden olduğu Kuzey Kürdistan’da savaşı kaybetmiş olan PKK, güçlerinin büyük bir bölümünü „Medya Savunma Alanları“ diye adlandırdığı Güney Kürdistan’ın dağlık bölgelerine çekti. Ve bunu yaparken öteden beri yok saydığı Güney yönetimi ile konuşmaya gerek bile görmedi.

2. PKK yerleştiği alanlarda yerini sağlamlaştırdıkça Güney Kürdistan güvenlik güçlerini tehdit etmeye başladı ve defalarca silahlı saldırılarda bulundu.

3. PKK, yerleştiği yörelerden Türkiye’ye karşı silahlı eylemlerde bulunurken Ankara yönetiminin fırsatı kaçırmayarak Güney Kürdistan’a karşı saldırılarını yoğunlaştırıp fiili işgale girişeceğini tahmin etmesi zor değildi.

Önce PKK’nin oradaki varlığı, sonra ise Türk saldırısı yüzünden ülkemizin bu parçasının kuzeyindeki dağlık bölgenin 700 dolayında köyü şu an insansız durumda olup yörenin önemli bir bölümü Türk işgali altındadır. Türk politikasını izleyenler, Ankara’nın yıllardır Türkiye-Irak sınırının 30-40 km. Güneyine kadar olan toprakları işgal edip bir tampon bölge haline getirmek için fırsat kolladığını bilirler. İşte PKK’nın sürdürdüğü provakatif eylemler, ona bu rüyasını geçekleştirmek üzere adım atma fırsatı vermiş oldu.

4. PKK güçleri, Şengal’de İran’a bağlı Kürt Düşmanı Heşdi Şabi’nin saflarına katıldılar ve PKK bir süredir büyük stratejik öneme sahip Kürdistan’nın bu bölgesinin Bağdat’a bağlanmasını istiyor. Buna bağlı olarak ta Birleşmiş Milletler gözetiminde Hewlêr ve Bağdat hükümetleri arasında varılmış olan antlaşmaya karşı çıkıyor, yörede hayatın normalleşmesini ve göçmen durumuna düşmüş halkın yerlerine dönmesini sağlayıcı adımların atılmasını engellemeye çalışıyor.

Buraya kadar özetlediğimiz gelişmeler, PKK’nin Güney Kürdistan politikasının sadece bu parça halkının değil, Kürt halkının tamamının çıkarlarına aykırı olduğunu göz önüne seriyor. Hal böyle iken PKK bir kampanya şeklinde barıştan, Kürtler arası diyalog ve hatta birlikten söz etmekten geri kalmıyor ve ne yazık ki kimi iyi niyetli insanlar da isteyerek veya istemeyerek buna alet oluyorlar. Oysa çok açıktır ki ortada çatışan taraflar yok, saldıran ve kan döken tek taraf var, bu tarafın adı “PKK”dir. Dolayısıyla da „Çatışma olmasın, barış gelsin!“çağrılarının adresi bu örgüt olmalıdır.

PKK, eğer gerçekten Kürtler arası çatışmalara karşı ise bir ilk adım olarak silahlı saldırı eylemlerinin yanlış olduğunu ilan etmesi, güvenlik görevlilerini katletmiş olmaktan dolayı şehitlerin aileleri ile Güney Kürdistan halkı ve meşru yönetiminden özür dilemesi gerekir. Bu da yetmez, O, Güney Kürdistan Parlamentosu ile hükümetinin meşruluğunu kabul etmek, onlarla bu çerçevede diyaloga girmek ve kararlarına saygı göstermekle yükümlüdür. Tıpkı İran Kürdistanı örgütlerinin yaptığı gibi. Bir ağzı ile barış ve dostluk diye haykırırken öteki ağzı ile zehir saçan düşmanca propagandayı durdurmak ise acilen atması gereken adımların bir diğeridir.

Peki PKK bunu yapar mı ya da yapabilir mi? O kanıda değilim. Çünkü PKK ilk parlamento seçimlerinin yapıldığı 1992 yılından beri Güney’e karşı dostane olmayan bir politika izliyor. O gün bu gündür silah kullanmak dahil Güney Kürdistan’da istikrarı bozmak ve giderek Kürtlerin elde etmiş oldukları statüyü sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptı, yapıyor. Bu politikanın temelinde ise PKK’nin kendi tabanı dahil, Kürt halkının tamamının istem ve özlemlerine yanıt teşkil edecek tarzda bağımsız kararlar alamaması, Kürdistan’ı işgal altında tutan devletlerle sürdürdüğü bağımlılık ilişkisidir. Bu durum sona ermedikçe PKK’den değişim beklemek çok zor.

Söz PKK ve politikasından açılmışken, dile getirmek istediğim son nokta şu:

Görebildiğim kadarıyla PKK’nin Kürt halkının geleceğiyle ilgili olumlu ve çözümleyici bir planı, projesi ve programı yok. Onun Kürt ve Kürdistan’ın geleceğiyle ilgili olarak istediği şey, Kemalizm’in  bir versiyonu olan “demokratik cumhuriyet ve eşit yurttaşlık temelli çözüm” dür. Hal böyle iken Türklerin Cumhuriyeti demokratikleşsin diye Kürtlerin ülkelerinin yakılıp yıkılması dahil bunca ağır bedeller ödemeleri, doğru mudur? Politik ve ahlaki olarak bunun savunulacak tarafı var mı? Ağır ulusal baskı altında yaşamakta olan Kürt halkı, Türkiye demokrasi güçleriyle ortaklaşa bir demokrasi mücadelesi yürütecekse bunun için silah kullanmaya gerek yok. Böyle bir role soyunmuş olanlar, pekala bunu demokratik yol ve yöntemlerle de yapabilirler ki doğru olan da budur.

PKK büyük olanakları, olağanüstü derecede fedakar kitlesel tabanı olan bir örgüt. Ne var ki politik olarak doğru bir hat üzerinde olmaması, yaptığı stratejik hatalar, peş peşe bedelini halkın ödediği yıkım niteliğinde darbelerin yaşanmasına yol açıyor. 3-5 yıl önce Kuzey Kürdistan’ın sınır bölgelerindeki kentlerde giriştiği ve fiyasko ile sonuçlanan Hendek savaşı ile Afrin faciası, onlardan pek te farklı bir sonuç verecek gibi gözükmeyen Şengal kumarı ve şimdi de Güney Kürdistan’la ilişkilerde yarattığı gerginlik! Bütün bunlara bir arada bakınca da insanın gelecek ile ilgili endişeye kapılmaması için fazla bir neden kalmıyor.  

Şîrove Bike

MAKALELER

EN ÇOK OKUNANLAR
×