Yaşamı Dersim'le Özdeşleşmiş Yurtsever Bir Kavga Adamı: Nuri Dersimi*
1.12.2021 10:41:33

 Munzur Çem

“Kürdistan Tarihinde çok önemli bir bölge olarak tanınmış olan Dersim’li bir Kürt olmaktan şeref duymaktayım...” M. Nuri Dersimi

Çocukluğu Ve Okul Hayatı

Anılarına bu cümle ile başlayan Nuri Dersimi’nin doğduğu köy Burnak’tır. Babası o dönem okuyup yazabilen, şairliği ve müzisyenliği ile bilinen Mile (Mıle) îbrahim’dir. Mile ibrahim’in oğullarından Mehmet Nuri çok küçük yaşta beklenmedik bir şanssızlıkla karşılaşır. Şansızlığı, Ağuçanlı annesi ile milij (Mılanlı) babasının ayrılmalarıdır.

Okur-yazar olduğu için halk arasında “Mile” lakabıyla bilinen ibrahim, oğlunun da kendisi gibi okuma-yazmayı öğrenmesini ister ve böylece Mehmed Nuri’nin okul hayatı 1899’da Xozat (Hozat)’ta ibtidai okulu ile başlar. Bir süre sonra aynı amaçla Elaziz’e götürülen Mehmed Nuri ilk elde Askeri Rüştiye Mektebi´ne devam eder. 1904 yılında bu okuldan ayrılıp Harput idadi Mektebi’ne kaydolur. Bu okulda sınıf arkadaşı Necip’in etkisiyle edinmeye başladığı Kürtlük bilinci giderek gelişir. Mehmed Nuri aynı zamanda bu çerçevede yapılan çalışmaların da birçoğuna katılır. Bir süre sonra da aynı okulda yine Necip’in öncülüğünde “Kürt Talebe Birliği” kurarlar. Dersimi, bu okulu 1911 yılında bitirir.

Ver Elini İstanbul

Çok geçmeden tahsiline devam etmek üzere bu kez de İstanbul’a gitmesine karar verilir. Dersim’den Erzincan’a, oradan da Trabzon’a gider ve gemiyle İstanbul’a doğru yola çıkar. İstanbul’da, önce o günkü deyişle “Muallim Mektebi” denilen okula kaydolur ama yanında kaldığı hemşerisinin ısrarı üzerine bu okula devam etmekten vazgeçer ve “Mülkiye Baytar Mektebi’ne girer. Yazdığı bir mektuba yanıt veren babası, Baytar Mektebi’ne kayda olmasından memnun olmadığını dile getirir ama artık yapacak bir şey yok; kaydını yaptırmış, okumaya başlamıştır bile. Tabi yatılı öğrencidir.

Beri taraftan erken yaşına rağmen politik konulara ilgisi günden güne artar. Politik alanda, temel ilgi alanı doğal olarak Kürtler ve karşı karşıya bulundukları sorunlardır. Buna bağlı olarak ta Kürt sorunuyla ilgilenen kişilerle yoğun ilişki kurar, örgütsel faaliyetlere ilgisi giderek büyür. Anılarından öğrenebildiğimiz kadarıyla İstanbul’da üye olduğu ilk Kürt örgütü “Kürt Talebe Havi Cemiyeti’dir.

Dersimi, bu örgüte üye olmakla kalmıyor, yoğun bir çalışma ile ilişkide bulunduğu birçok Dersimliyi de üye kaydediyor.

Dersimi’nin, bu dönemde üye olduğu ve faaliyetlerine katıldığı örgütlerden biri de Kürdistan Muhiban Cemiyeti’dir. Onun verdiği bilgilere göre örgüt 1912 yılında Sarı Saltuk’lu Molla Xıdır (Dersim Kirmanccasında “Mile Xidir”(Hıdır)’ın öncülüğünde kurulmuş. Örgüt, Filozof Rıza Tevfik tarafından ihbar edildiğince arama ve gözaltılar başlamış, bunun sonucu olarak ta Mola Hıdır Efendi Dersim’e dönmeye mecbur kalmış, kurucu üyelerden Dersim’li (Sarı Saltuk mensubu) Miralay Halil Bey, kardeşi Hasan, Erzincan yöresi Dewrês Cemal (Derviş Cemal) mensuplarından Ali Paşa, Pülümürlü Sey İbrahim sorguya çekilmiş. Cemiyet’in Umumi Katibi (Genel Sekreter) Nuri Dersimi ise Balya madenlerinde çalışan işçi liderlerinden Kureşanlı Süleyman Cavuş’un evinde gizlenerek kurtulabilmiş.

1.       Dünya Savaşı’nda Dersim

Dersim, 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcından beri devlete oldukça mesafeli duruyor ve alabildiğine bağımsız hareket ediyor.

Erzurum’dan sonra Erzincan üzerine yürümekte olan Rus ordu birlikleri ile Dersimliler arasında başlangıçta şiddetli çatışmalar yaşanmış ve bu yüzden de Ruslar Dersim içlerine girememişlerdi ki bu belirleme Türk Genelkurmayı kaynaklarında da yer almaktadır. Ancak aradan çok geçmeden de iki taraf arasında uzlaşma sağlanıyor ve dolayısıyla Dersim-Rus çatışması sona eriyor. Bu uzlaşmadan sonra doğal olarak Dersimlilerle Ruslar arasında, görüşme trafiği de hızlanıyor ve ilişkiler hızla iyileşerek dostluk düzeyine varıyor. İttihat ve Terakki yönetimi onları ikna etmek için çok çabalıyor ama başarılı olamıyor.

Dersimlilerin, Mutafa Kemal hareketine karşı tutumları da bundan farklı olmuyor. Alişer Efendi’nin 3 Mart 1920 tarihli mektubundan da anlaşılacağı gibi onlar için Kemalist hareket ittihat ve Terakki’den farklı değil, onun devamıdır.

Erzincan Valisi Ali Kemali “Erzincan”, Kazım Karabekir ise “Kürt Meselesi” isimli kitaplarında Kemalist hareketi ile Dersim ilişkilerine değiniyor ve somut örnekler veriyorlar. Karabekir, ayrıca Dersimlilerle Erzincan’daki Rus askeri yetkililer arasındaki görüşmelerden de bahsediyor, Dersimli bazı aşiret ileri gelenlerinin yardım için Rus Çarı’na mektuplar bile yazdıklarını söylüyor ve buna ilişkin isimler veriyor.

Ama daha da önemlisi sadece Dersimliler adına değil, bütün Kürtler adına Alişer’in Rus yetkililerle yaptığı görüşmelerdir. Sey Rıza dâhil , önemli bazı Dersimlilerin imzaladığı ve Paris Barış Konferansı Kürt Delegasyonu Başkanı Şerif Paşa’ya gönderilen 10 Mart 1920 tarihli mektupta Dersimlilerin söz konusu Kürt-Rus görüşmelerini çok önemsediklerini ortaya koyuyor. Yine Alişêr’in aynı çerçevede bölgedeki Ermeni yetkililerle de yaptığı görüşmeleri de o günlerin önemli politik olaylarından biri olarak görmek gerekir.

Beri taraftan o yıllarda Dersim’de Osmanlı yönetiminin neredeyse her hangi bir etkinliği kalmıyor.

Yarım Kalan Okul Erken Gelen Görev

Dersimi, 1.Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine genel bir uygulamaya bağlı olarak okulu bitirmeden askere alınır ve bir süre İstanbul’da görev yapar. Kısa bir süre sonra, 4. Ordu Baytar Müfettişliği emrine verilmesi üzerine yine görevli olarak Erzincan’a gönderilir. Bölgesel olarak Dersim sınırları içerisinde yer alan Erzincan Dersimi için hem politik hem de sosyal ilişkiler bakımından çok uygun koşullara sahiptir ve o da buna uygun çaba harcamaktan geri kalmaz. Bu arada, Türk hükümeti, Dersimlilerin 1. Dünya Savaşı’na katılmama yönündeki tavırlarını değiştirmelerini sağlamak için bölgeye gönderdikleri Hacı Bektaş Tekkesi Postnişini Cemalettin Efendi’ye refakatle görevlendirildi. Bu planın başarıya ulaşamaması ve Cemalettin Efendi’nin Kırşehir’e geri dönmesi üzerine, Dersim’i beklemeden Dersim’e gider ve gelişmelerle ilgili olarak onları bilgilendirir.

Bazı Politik Çalışmalar

Bir süre sonra Sivas’ın Kangal ilçesine döner. Oraya döndüğünde, eş-dost arasında Çamşığılı Hacı Ağa’nın kızı Selvi ile evlenmesinin konuşulduğu ve uygun görüldüğü hatta bu konuda babasının onayının da alındığını görür. Ve çok geçmeden de, bilgisi dışında zemini hazırlanmış olan evlilik gerçekleşir. Alevi Kürtlerle meskûn olan bu bölge, Dersimi açısından Kürt ulusal davası için çalışma yapmaya çok uygundur. Ve o da gecesini gündüzüne katarak bu amaç için halk arasında bilinçlendirme çalışmalarını sürdürür.

Çok geçmeden, Kangal’daki ilişkileri ve faaliyetleri devletçe sakıncalı görüldüğü için görev yeri değiştirilerek Giresun’a gönderilir. Ne var ki o bu bölgede fazla kalmaz, oradan Kangal’a geçer ve bir kez daha İstanbul yolunu tutar. Kısa bir süre sonra, 1 Eylül 1333 (1917) tarihinde İstanbul Selimiye’de Yüksek Askeri Baytar Mektebi’ne başlar. Artık yeniden öğrencidir. Mülkiye Baytar Mektebi Âli’den mezun oluş tarihi ise 25 Eylül 1918 olacak.

Aynı dönemde İstanbul’u ellerinde tutan Galip devletler, gayrimüslim kesimleri silahlandırma çabası içerisindeydiler. Nuri Dersimi anılarının bu bölümünde, o ortamda 1500 İngiliz tüfeği almağa muvaffak olduğunu ve Balya Maden’ine götürüp buradaki maden çalışanlarını, işçi lideri Kureşanlı Süleyman vasıtasıyla silahlandırdığını söylemektedir.

M. Nuri Dersimi, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin de aktif üyelerindendir. Ona yardım topluyor, görüşlerini yaymak için yoğun bir çalışma yürütüyordu.

Dersimi’nin verdiği bilgilerden, Dersimli Sarı Saltık mensuplarından Miralay Halil Bey’in İstanbul Polis müdürü olduğunu, amcası oğlu süvari binbaşısı Mustafa Bey’in ise bu dönemde İstanbul’da bulunduğunu öğreniyoruz.

Dersimi Mustafa Bey ile olan ilişkilerinden bahsederken “... Mustafa Bey’e yaptığım müteaddit istirhamlarımda, bir kısım silahların kendi vasıtasıyla Ankara Civarındaki Haymana Kürtlerine gönderilmesinin teminine vasıta olmasını temenni etmekte idim. Ve netice itibariyle muvaffak olmuş, vaad almıştım,” diyor. (1)

Sonuçta Dersimi, 5 çantaya yerleştirdikleri bu silahları tren yoluyla Ankara’ya gönderiyor. Tabi Mustafa Binbaşı adına. Ancak silahlar Ankara’da açığa çıkıyor ve el konuluyor. Araştırma sonucunda Dersimi’nin ilişkisi açığa çıkınca Divanı Harbe veriliyor. Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdulkadir’in devreye girmesi ve bir mektup yazması üzerine Divanı Harp başkanı olan ve Türk milliyetçileri tarafından “Nemrut” lakabıyla anılan Kürt Mustafa Paşa, kendisini serbest bırakıyor. Türklerin ona “Nemrut” la-kabının takmalarının nedeni ise Mustafa Kemal hakkında gıyabı idam kararı vermesiydi.

Genç yaşına rağmen Dersimi üyesi olduğu KTC’nin dikkatini ısrarlı bir şekilde Alevi-Sünni çelişkisi konusuna çekiyor ve kısa süre içerisinde örgütten bir heyetin Alevi Kürt bölgelerine gönderilmesi yönünde talepte bulunuyor. Ancak örgütün Genel Kurulu onun bu talebini reddediyor.

Sivas’tan Dersim’e

Onun, KTC toplantılarında bu konuşmayı yaptığı günlerde Cemiyet, kendisinden Dersim’e gitmesini gerekli görüyordu. Sonuçta, Koçgiri ile Dersim arasında bağ kurmak ve ilişkileri güçlendirmek üzere bu bölgeye gitmesi yönünde karar alındı ve Seyit Abdulkadir’in Ziraat Vekâlet’ine yazdığı mektup üzerine Kangal-Divriği-Zara bölge veterinerliğine tayin edildi. İstanbul’dan Sivas’a gidiş yolculuğunu ise aynı günlerde İstanbul’da bulunan KTC üyesi Koçgiri’li Haydar Bey ile birlikte yaptı.

1918-1920 döneminde Sivas ve Dersim yöresi Kürtleri arasına Kürt ulusal bilincinin hızlı bir yükselme kaydettiğini görüyoruz. Haydar Bey dâhil , Koçgiri yöresinden bir çok aşiret reisi ve Kürt aydını KTC üyeliğine girmiş, örgütün gücü ve prestiji hızla yükselmekteydi. Örgütün o bölgedeki birinci derecede sorumlusu ise Alişêr’di. Örneğin KTC Merkezine gönderdiği 3 Mart 1920 tarihli mektubun altında“Sivas, Zara, Ümraniye, Kürdistan Teali Cemiyeti Şube Reisi Koçkirilizade Alişir” imzası var. İşin gerçeği şu ki, Alişêr adeta o yöredeki Kürt ulusal-demokratik mücadelesinin beyni ve motorudur. Daha önce de bahsini ettiğim gibi Kürt Halkı adına Ruslar ve Ermeni yetkililerle o görüşüyor, KTC il ilişkiler asıl olarak onun üzerinden yürüyor, yazışmaları o yapıyor. Bu etkinliği nedeniyle olacak ki Koçgiri yöresindeki mücadele arkadaşları Dersim’e gitmesini uygun görüyor ve bir bu yönde karar alıyorlar.

Dersim’in Şerif Paşa’yı Desteği

Paris Barış Konferansının sürdüğü günlerde, Koçgiri dâhil Dersim’in batı bölgelerinde politik tansiyon alabildiğine yükselmişken Osmanlı devlet aygıtı da doğal olarak Kürt ulusal mücadelesinin önünü kesmek, onu elden geldiğince güçsüzleştirmek için yoğun bir çaba içerisine giriyor. Kürtlerin imparatorluktan ayrılmak istemedikleri, bu çerçevede de Şerif Paşayı desteklemedikleri yolunda mektup ve telgraflar hazırlayarak Konferansa göndermek, bu yöndeki çabaların önemli bir parçasını teşkil eder. Buna karşılık, Alişer’in çabalarıyla Dersim’deki bazı önemli kişiler, hazırladıkları bir destek mektubunu KTC eliyle Şerif Paşa’ya iletmekten geri kalmıyorlar.

Bu mektupta yer alan imzalar şunlar:

Tuzlucazade Mehmet Ferit İbrahim

Reislerden:

Muhamet Munzur, Mehmet Emin

Dersim Seyyidan Aşireti Reisi İdare ibrahim

Dersim Şeyh Hasan Aşireti Reisi Seyit Rıza

(imza)

Dersim Yöresi Erzincan Koçgiri ve Kangal ve Darende ve Akçadağ Kürdistan’da yerleşik tüm Kürt milletini temsil eden Koçgirilizade ALİŞİR.

Koçgirili reislerden Mehmet Kamil

Koçgiri aşiret reislerinden Mahmud

Erzincan’da Mukim umum aşiretlerinden Mustafazade Husên.

Mektup, imzacıların dünya halklarının hak eşitliğine ve özgürlüğe olan inanç ve bağlılıklarını ifade eden şu cümle ile başlıyor:

“Dünya halklarının serbestçe gelişmesini ve yaşam hakkını bağışlama ve kabul etme hakkında evreninin yaratıcısının manevi hikmetine inanarak, yeryüzünde tüm insanların haklarına eşitlik ve adaletle riayet eylemlerinizden olmalıdır ki, sizin gibi uygun kişilere galibiyet tecelli etti…”

Oldukça yüksek bir bilinç düzeyi ile yazılmış olan mektubun imzacıları, güven duydukları ve temsilcileri olarak gördükleri Şerif Paşa vasıtasıyla Konferans’a katılan galip devletlerin temsilcilerine ise şu şekilde seslenmekteler:

“… işte insanlık dünyasına köklü bir uygarlık, yiğitlik alicenaplıkla bağlı ve bunun bilincinde olan (ve) yalnız dini bir bağla Osmanlı hükümetiyle birlik içinde yan yana kalan sekiz milyon Kürt milleti (siyahlık bana ait, M.Ç.), bu hakkı sizin gibi büyük bir cihan mahkemesinden talep etmiş ve etmektedir.”(2)

Alişêr Efendi ile Nuri Dersimi Dersim’e Geçerken Politik Talepler Çıtası Giderek Yükseliyor

1919 yılında Sivas’a ulaşmış olan M. Kemal, Alişan Bey ile Nuri Dersimi’yi görüşmek üzere yanına davet ediyor. Dersimi kendisinin mazeret uydurup gitmediğini ama Alişan Bey’in gitmesinin iyi olacağına karar verdiklerini söylüyor. M. Kemal Alişan Bey’e kendisini Sivas, Nuri Dersimi’yi ise Dersim mebusu olarak görmek istediğini söylüyor ancak ikisi de kabul etmiyorlar.

Elbet Dersimi’nin Kürt davası uğruna bölgede yaptığı çalışmalar devletin gözünden kaçmıyor ve Sivas’ta bulunduğu sırada gözaltına alınıyor. Tesadüfe bakın ki kardeşi Hıdır’ın nezarethanede onu ziyarete gittiği gün, Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey de orada bulunmaktadır. Hıdır’ın durumu kendisine iletmesi üzerine Hasan Hayri bizzat gidip Dersimi’yi nezarethaneden çıkartıyor ve yanına alarak kaldığı otele götürüyor, arkasından da Sivas Valisi ile durumu konuşup meseleyi hallediyor.

Çok geçmeden Dersimi bu kez de posta arabasının soyulması bahane edilerek Divriği’de tutuklanıyor ama bir süre sonra yine serbest bırakılıyor. Dersimi serbest bırakılışını„... mevkufiyetimi kardeşim Hıdır pederime haber vermiş ve bütün Dersim aşiretleri Mustafa Kemal’den tahliyemi talep ermişlerdi. Mustafa Kemal bir şifre ile Sivas Valisi Reşit Paşa’dan talep etti. Hemen tahliye edildim.“(3)

Bu gelişmelerden sonra Koçgiri’deki mücadele arkadaşlarının istemiyle önce Nuri Dersimi, ardından da Alişêr Efendi Dersim’e geçiyorlar. Bu olayın gerçekleştiği günlerde Dersim henüz birlik halindedir. Batı Dersim ileri gelenlerinin kendilerine güveni büyük olup Ankara yönetiminden Sevr Antlaşması gereğince bağımsız Kürdistanı tanımasını istiyorlar. Yani kartlar çok açık oynanıyor.

Erzincan Valisi Ali Kemali, bu gezide Alişêr’in yanında Refahiye yöresi Şadiyan aşiret reisi Paşa Bey ve arkadaşları var. Yine aynı kaynak Alişêr, Dersim’in Pulur (Ovacık) ve Hozat kazalarında verdiği konferanslarda özetle „Kürdistan’a muhtariyet verildiğinden aşiretlerin barışmaları lazımdır; derhal teşkilâta başlanmalıdır; bütün aşiret reisleri ve elebaşılar namına Ankara’ya bir heyet göndererek, Avrupa’nın Kürtlere hediye ettiği muhtariyeti, Ankara hükümetine tasdik ettirmek icabeder. Şayet An-kara hükümeti bu teklifi kabul etmezse, o hükümet aleyhine kıyam olunacağını bildirmeliyiz,’dedi, bu mevzu üzerinde Kürtçe konferanslar verdi,“ diyor.( 4)

Erzincan Valisi, bu arada Elâziz’den Dersim’e bir nasihat heyeti gönderildiğini ancak bir sonuca ulaşılamadığını şu satırlarla dile getiriyor:

„... Şeyh Hasanlı ağaları, giden zevata karşı çok barit davrandılar ve şu yolda cevap verdiler:

„Sevr muahedesi mucibince Elâziz, Diyarbekir, Bitlis ve Van vilayetlerinde müstakil bir Kürdistan teşekkül etmesi lazım geliyor. Bu teşkil edilmelidir; aksi taktirde bu hakkı silah kuvvetiyle alacağız“dediler. (5)

Bu noktada Dersimlilerin tavrında dikkati çeken 2 nokta var. Dersimliler alevi olmalarına rağmen bölge ve inanç farkını bir kenara bırakarak istemlerini Kuzey Kürdistan’ın tamamı ile kapsayacak şekilde dile getiriyorlar. İkincisi Dersimliler Mustafa Kemal hükümetine destek vermezken, „padişahın emri yok,“ diyerek istemlerine yasal düzeyde meşru bir gerekçe gösteriyorlar. Ayrıca, padişahı meşru bir otorite kabul etmekle de padişahlığa bağlı Kürt kesimlerini yanlarına çekmeyi amaç edindikleri de anlaşılıyor. Vali Kemali, Dersimlilerin Mustafa Kemal’e destek vermediklerini itiraf ediyor ve buna ilişkin şu örnek olayı aktarıyor:

„...Ezcümle Ovacık kazasının Çerpazin nahiyesi eski müdürü Mustafa Ağa, Kemah köylerine gelerek ‘asker toplanmasına padişahın emri olmadığını, Dersimlilerin asker vermeyeceklerini ve Kemahlıların da vermemelerini’ tembih etti ve bunu temine çalıştı.“ (6)

Dersim’in Zaafları

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi Dersim kendine güveniyor ve çok ileri siyasal taleplerde bulunuyor ama bunlar, düşmanın görmekte sıkıntı çekmeyeceği önemli iç zaaflara sahip bir toplumun talepleridir. Zaafların başında da elbet aşiretçi toplumsal yapı ve bunun yol açtığı sorunlar gelmekteydi. Bu yapı, ulusal bilincin gelişmesinin önünde büyük bir engel teşkil ettiği gibi ona göre şekillenen ilişkiler de pek ala toplumun genel çıkarlarının önüne geçebiliyor, onu tehdit edebiliyordu.

Ne var ki harcanan çabalara rağmen bazı olumlu sonuçlara ulaşılsa da istenilen düzeyde bir birliğin sağlanması bir türlü mümkün olmuyordu. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen, Dersimliler aynı süreçte Ankara hükümetini, Kürt halkının hakları, özellikle de Sevr Antlaşmasının konuya ilişkin hükümlerinin uygulanması konusundaki tutumunu açıklamaya zorlamaktan geri kalmadılar. Türkiye Büyük Millet Meclisine çekilen 25 Kasım 1920 tarihli telgraf bu amaca yönelik en önemli belgelerden biridir. Ne var ki o telgrafta Sevr Antlaşması gereğince bağımsız Kürdistan’ın kurulması gerektiğini, aksi takdirde bu hakkı silah zoruyla alacaklarını söyleyen Dersimliler, aynı günlerde yeni ve ciddi bir bölünme ile yüz yüze geldiler. Hasan Hayri’den sonra Diyap ve Mıço Ağalar da (Miçê Zeynî) da Ankara’nın milletvekili olma önerisini kabul etmişlerdi. Gerçi bahsi geçen kişilerin kitlesel açıdan güçleri fazla değildi ama yine de bu, sağlanmaya ve korunmaya çalışılan birlikte açılmış önemli bir gedik, telafisi zor bir zaaftı. Bu olayda, Alişêr’in Diyap Ağayı ikna edip vazgeçirmek çok çaba harcadığını dönemin gelişmelerini yakından bilen birçok Dersimliden duymuşumdur. Başarıya ulaşamayınca da Alişêr’in “Eyvah, işte Dersim şimdi davayı kaybediyor. Dersim birlik halinde olursa kimse ona bir şey yapamaz. Ama birlik bozulursa Dersim elden gider,” sözleriyle üzüntüsünü dile getirdiği biliniyor.

Koçgiri Kürt Ulusal Başkaldırısında Nuri Dersimi

Alişêr ile Nuri Dersimi, Dersim’de kısa bir süre kalıp gerekli çalışmaları yaptıktan sonra Koçgiri’ye geri dönüyorlar. Bölge adeta kaynıyordu. Ankara Hükümeti Merkez Ordusu adıyla özel bir ordu kurmuş, ona bağlı birlikleri peyderpey Koçgiri’ye sevk ediyordu. Derken fitil tutuşturuldu ve çatışmalar başladı.

Nuri Dersimi, 1920 yılının sonlarında başlayıp 1921’in Nisan ayına kadar devam eden Koçgiri silahlı direnişinde yer aldı. Hareketin başarısızlığa uğraması üzerine de öteki pek çok kadro gibi Dersim’e geçti (15 Mayıs 1337 (1921).

Dersimi, Koçgiri’den Dersim’e geçişini anlatırken şu kısa değerlendirmeyi yapıyor:

“Koçgiri Kürt istiklal Savaşı, Kürdistan istiklal Savaşı’nın bir merhalesiydi. Onunla bir meydan muharebesi kayıp etmiştik, fakat harp bitmemişti. Biz son zaferi kazanacağımıza inanmış ve iman getirmiştik. Arzu ve inancımıza hiç bir şekilde halel gelmemişti...”(7)

Başta yüksek vatanperver olan Koçgirili Alişer Efendi ve mahiyetindeki kahramanlarla acizane olarak ta benim de malımız yağma edilmiş, çiftliklerimiz alınmış, ailemiz mah-volmuş ve hatta istikbalimiz mahvolmuştu. Fakat hiç bir an, hiç bir dakika vatan, millet, hürriyet, istiklal aşkı fikrimizden çıkmamış ve hiç bir kuvvet ve kudret bu arzu ve emelimizi dindirmemişti. Ve Dersim’de geceli gündüzlü savaşmak da bize sevinçli bir gaye ve aşklı bir sevda idi. Koçgiri hadisesinde Ali isimli oğlum da ölmüştü. Koçgiri şehitleri meyanına gömülü olan bu oğlumun ölüm merasiminde bile bulunamadım...” (8)

Dersimi, Dersim’e gider gitmez ilk elde Hozat yakınındaki Zîve köyüne gidiyor. Orada Miço, Kangozade M. Ali Ağa ve İvrayîmê Zeynî (Zeynozade İbrahim Ağa) ile görüşüp Koçgiri’de yaşananlarla ilgili olarak kendilerine bilgi veriyor. Oradan İbrahim Ağa’nın evine geliyor ama ertesi gün ilginç bir sürprizle karşılaşıyor. Dersimi’nin orada olduğu ihbar edilmiş olacak ki Hozat’taki jandarma komutanı kendisini gözaltına almaya geliyor. Ne var ki köy kadınları, İbrahim Ağa’nın kız kardeşi Anê’nin öncülüğünde toplanıp askerlere hücum ederken birlik eli boş Hozat’a geri dönmek zorunda kalıyor.

Dersimi zaman yitirmeden Dersimli bir grubun koruması altında yola çıkıp Ağdad’a, yani Sey Rıza’nın yanına gidiyor. Bundan bir gün sonra Dersimi’nin babası Mile İvrayîm, Koçgirili Alişan Bey geliyorlar. Onları Alişêr Efendi ile Mahmut Bey’in ziyareti izliyor.

Dersimi’nin verdiği bilgilerden da anlıyoruz ki Sey Rıza’nın konağında yapılan görüşmelerde konuşulan konuların başında aşiretler arası çelişki ve çatışmaların sona erdirilmesi ve birliğin sağlanması geliyor. Bölgenin en önemli ve en büyük uzlaşmazlığı Sixhesen Konfederasyonu’nun iki kolu olan Sixhesen ve Seydan federasyonları arasında on yıllardır devam edegelen düşmanlıktır. Seydan federasyonun en önde gelen lideri ise Ali Ağa’dır. Dersimi anılarında Sey Rıza ve Alişan Bey ile birlikte Ali Ağa’yı ziyaret ettiklerini, ancak harcanan çabalara rağmen onun barışmayı kabul etmediğini, ayrıca Alişan Bey’i küçük düşürücü yönde sözler sarf ettiğini ve bu yüzden de çabalarının sonuçsuz kaldığını söylüyor.

Kuşkusuz bu sonuç, Dersim halkı bakımından, son derece şanssız bir durumdu. Çünkü Ali Ağa’nın liderliğini yaptığı Seydan aşiret federasyonu hem sayısal olarak oldukça büyük bir kitleyi barındırıyordu hem de Munzur sıra dağlarının batı ve güney yamaçları gibi çok stratejik bir bölgede yerleşikti. Sixhesen Konfederasyonun söz konusu iki kolu arasında sağlanacak birlik, Erzincan-Sivas yöresindeki Türk kuvvetlerine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı harekatın başarısının bir bakıma olmazsa olmaz koşullarındandı. Ama birlik sağlanamayınca bu da gerçekleşemedi.

Ne var ki bu gibi olumsuzluklara karşın Dersim yine de umutsuz değildi. Bir yandan kitleler bilinçlendirilip mücadeleye hazırlanmalı, bir yandan da mümkün olan en geniş birliğin sağlanması için ısrarlı bir çaba içerisinde olunmalıydı.

1925 Başkaldırısı Ve Dersim’e Etkileri

Koçgiri yenilgisinden 4 yıl sonra, bu kez de 1925 yılında Şey Sait’in liderliğinde Kürt ulusal başkaldırısı başladı. Hareket çok hızlı bir tempoda yayıldı ama devam edemedi, kısa bir sürede yenildi. Aynı olay nedeniyle Hasan Hayri Elaziz’de idam edildi. Bu yenilgi ve Hasan Hayri’nin idamı, Dersimliler üzerinde şok etkisi yarattı. Onlar muhtemelen, Türk hükümetinin 1925 başkaldırısı nedeniyle bölgeye çok sayıda askeri güç yığmışken, Dersim’e saldırmayı düşündüğünü ama sonradan en başta da uluslararası planda yaratabileceği kimi sorunlar nedeniyle bundan vazgeçtiğinden de haberdardılar. Bu bakımdan çok değil 5 yıl önce, Paris Barış Konferansı’na katılan Şerif Paşa’ya “8 milyon Kürt” adına seslenen, ardından Ankara hükümetine çektikleri telgrafta Sevr Antlaşması gereğince Bağımsız Kürdistan’ın kurulması gerektiğini, aksi takdirde bunu silah zoruyla elde etmeye çalışacaklarını söyleyen Dersimliler, şimdi artık devlet temsilcileriyle yaptıkları görüşmelerde bu tür şeylerin sözünü bile etmiyorlardı. Bu temkinli tutumu, devletin her istediğine boyun eğme noktasında vardırmıyorlardı elbet ama istem çıtasını da alabildiğine aşağıya çekmişlerdi. Dersimliler o günden sonra, ellerinden geldiğince kapılarını çalabilecek bir katliam ve sürgünün önünü almayı esas alan bir politika izlediler. Taleplerini de buna uygun şekilde formüle ettiler.

1925 başkaldırısından hemen sonra,“Dersim’i ıslah etme” adı verilen konuda, bölgedeki devlet yöneticilerinin bazı konularda aynı düşüncede olmadıkları açık şekilde belli oluyordu. Örneğin, Elaziz Valisi Ali Cemal, eğitim ve sağlık gibi hizmet alanları ile halkı iş-güç sahibi kılma çalışmalarını önemser ve Dersim’in ancak o şekilde kazanılacağını söylerken, Müfettiş Hamdi Bey hazırladığı bir raporda Dersim’in her gün biraz daha Kürtleştiğini, ülküleştiğini ve tehlikenin büyüdüğünü söylüyor, Dersim’i bir çıban olarak nitelendiriyor ve bu çıban kökünden sökülüp atılmasını öneriyordu.

Onlar kendi aralarında bu gibi konuları tartışa dursunlar, Genelkurmay belgelerinde de yer aldığı gibi devletin zirvesi,“Dersim’in Islahı” adı altında izlenecek politikanın esaslarını tespit etmiş ve bunu “uzun vadeli bir plana” bağlamıştı bile.(Yıl: 1926). Planın nihayı hedefi 1937-38’de Dersim’de yaşananları hayata geçirmekti. Yöneticilerin “Dersim’e hizmet ve ıslah” adına yaptıkları ise bir oyalama ve zaman kazanma çabasından öte bir şey değildi.

Denilebilir ki o günden sonra devlet görevlileri ile Dersimliler arasında adeta sürekli bir tahterevalli oyunu oynanmaya başladı. Karşılıklı ziyaretler, görüşme ve tartışmalar birbirini izlerken valiler, müfettişler, generaller tam gaz devletin Dersim’e yönelik iyi niyetinden, bölgeye götürmek istedikleri hizmetlerden bahsediyor ve destek istiyorlardı. Bu arada kendisinin alevi olduğunu söyleyen Vali Ali Cemal en faal aktörlerden biriydi elbet.

Yöneticiler bu arada Dersimlilerden kimi istemlerde bulunmaktan da geri kalmıyorlardı ki bunlar arsında Nuri Dersimi’nin Dersim’de ayrılıp Elaziz’de ikamet etmesi de vardı. Nuri Dersim’i Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabında Bu önerinin ilk olarak Sey Rıza ile birlikte Hozat’ta görüşmeye gittikleri İzzettin Paşa tarafından yapıldığını, Alişêr ve Sey Rıza ile yaptıkları ortak değerlendirme sonucunda kabul ettiğini söylüyor. Dersimi ayrıca, bu karara varmalarında can güvenliğini sağlama düşüncesinin de etkili olduğunu belirtiyor.

Dersimi bu karara varmalarından kısa bir süre sonra Elaziz’e gidiyor ve ihale yoluyla satın aldığı Holvenk Manastır’ına yerleşiyor.

Kısa bir süre sonra bu kez Vali Ali Cemal’in çabasıyla Dersim aşiretlerinden oluşan bir delegasyon önce Diyarbekir’e gidip sivil ve askeri yöneticilerle görüşüyor, ardından da Antep-Konya yoluyla Ankara’ya hareket ediyor. Nuri Dersimi’nin de içerisinde bulunduğu heyetin Ankara’da görüştüğü devlet yöneticileri arasında ismet İnönü de var.

Dersim’i Vali Ali Cemal’in çabalarını değerlendirirken “Valinin tek amacı sükûneti muhafaza ettirmek, ayaklanmaları önlemek ve bilhassa Seit Riza ile bazı mühim Kürtleri Dersimden birer yol ile çıkarmak, ilk önce Elazize ve daha sonra Batı vilayetlerine sevketmek ve bu suretle Dersimi önderlerinden mahrum etmekti,” diyor. (8)

Dersimi bu arada Valinin işin gösteri tarafını ihmal etmediğini söylüyor ve buna örnek olarak onun Alevilikle ilgili sözlerini ve bu inanca ait kimi pratik tavırlarını gösteriyor. Örneğin, demlenme, sema dönme, Hz. Ali’ye seslenme ve kutsal Munzur gözeleri üzerine yemin etme vs.

Dersimi Vali’nin, Dersim reislerini yanına çekebilmek için gizli ödenekten çok para harcadığını da belirtiyor.

1926 Ali Boğazı Harekatı Ve Batı Dersim Aşiretlerinin Tutumu

Genel bir saldırıdan önce, yapılacak lokal operasyonlarla Dersim’in kimi direngen noktalarını kırmak ve bunu yaparken de olanaklar ölçüsünde Dersimlileri birbirine karşı kullanmak yukarıda sözünü ettiğim planın bir parçasıydı. Özellikle de Pulur (Ovacık) ve Hozat bölgesindeki aşiret reisleriyle yakın ilişkiler kurabilen Vali Ali Cemal için bu adeta kutsal bir hedef halini almıştı.

Vali, 1926 yılında Dersim’de bir geziye çıkmaya karar verirken Nuri Dersimi’nin de kendisiyle birlikte olmasını istiyor. Ve birlikte gidiyorlar. Vali, Dersim’in önemli kutsal mekanlarından biri olan Munzur Gözelerinde yörenin aşiret ileri gelenleriyle bir toplantı yapıyor. Toplantının amacı, Mustafa Kemal’in Alevi olduğunu, onun bütün dünya Alevilerini kurtarmak istediğini ve bunun için çabaladığını, yapmayı düşündüğü reformlarla Dersim’in gelişmiş, müreffeh bir bölge haline geleceğine Dersimlileri inandırmaktır. Kendisinin alevi olduğunu da özellikle belirten Vali, bu arada sema dönmeyi, Alevi ritüellerini tekrarlamayı da ihmal etmiyor.                

Vali’nin bu arada özel bir istemi var Dersimlilerden. Ona göre öteden beri rahat durmayan, devletinin güvenini sarsan ve her an Dersimlilerin başını belaya sokacak olan Qozan (Qozu/Qozo) aşiretine karşı yapılması düşünülen askeri harekata destek olmak.

Vali’ye yanıt Mizurê Qasimî (Kasımoğlu Munzur)’dan geliyor. Mizur (Munzur) konuyu kendi aralarında değerlendirip daha sonra yanıt vereceklerini söyleyerek Vali’den zaman talebinde bulunuyor.

Vali, bu arada Nuri Dersimi’yi yanından uzaklaştırmamaya özen gösteriyor ve o da buna uyuyor. Anlaşılan güven duymuyor kendisine. Dolayısıyla aralarında kısa görüş alış-verişleri olsa da aşiretler arasından yapılan toplantı esas itibariyle Nuri Dersimisiz gerçekleşiyor.

Dersimi’nin konuya ilişkin değerlendirmesi söyle:

“Kürtler, Koçan aşireti tenkil edildikten sonra, diğer aşiretlerin de birer bahane ile aynı akibete getirileceklerini temamen sezmişlerdi. Müzakere için istenilen yiğirmi dört saatlik müsaadeden gaye, bir red cevabı vermek için değil, Koçan aşiretine yardım için icab eden vasıtaları temin etmekti..”(9)

Dersimi Vali için “Ali Cemal, çok yüksek kabiliyette bir komiteci olmasına rağmen, Dersimlilerin kurduğu bu tuzağa düştü ve ileri sürülen şartları kabul etti,” diyor.

Neden Qozan (Qocû)

Şimdi buraya bir nokta koyup devletin Qozan aşiretini neden hedef seçtiğine bir kaç cümle ile değinmeye çalışayım.

1.Bu aşiret, yüz yılarca çok ağır kayıplara uğradığı zamanlarda bile Osmanlı Devletine boyun eğmemiş, her fırsatta kendisini ona karşı savunmuştu.

2. Qozan için “Kürt ulusal bilincinin en yüksek düzeyde taşıyan aşiretti,”demek yanlış olmaz. Nitekim Harekat Komutanı Mustafa Muğlalı yayınladığı bildirilerin birinde bu aşiretin “Dersim’in milli kahramanları” olarak bilindiğini itiraf ediyor.

3. Ozan aşireti Kâgiri direnişinin hiç bir aşamasında tereddütlü davranmamış, silahla direnmek dâhil  harekâtın başarısı için elinden geleni yapmıştı.

4.Ali Boğazı çevresindeki bu aşiret, 1925 Kürt Ulusal Direnişine de tereddütsüz destek vermişti.

5. Bütün Bu olaylar sırasında Qozanlılar hem çok silaha kavuşmuş hem de silah kullanma sanatını geliştirmiş, adeta yarı askeri hale gelmişlerdi.

Ona karşı gerçekleştirilecek askeri harekatın başarıya ulaşması, Dersim’in sağ kolunun kesilip atılması demekti.

Şahsen, Ovacık aşiretlerinin bu harekatta “devletten yana tutum takınmaları!” ile ilgili olarak Nuri Dersimi’nin verdiği bilgileri yeterli görüyorum. Ama konu spekülasyona açık olduğu için, olayın aydınlanmasına yardımcı olacak başka kimi noktalara da değinmek istiyorum.

Sorun şu: 1926 yılındaki harekatta, Ovacık ve Hozat aşiretleri devlete destek verirken ne ölçüde samimiydiler. Onların yaptıkları, Nuri Dersimi’nin söylediği gibi bir taktik miydi, yoksa gerçekten devletten yana tavır mı takındılar?

Benim açımdan bu konuda üzerinde durulması gereken önemli noktalardan biri, Ovacık’taki toplantıda Valinin önerisini kendi aralarında değerlendirmek isteyen Ovacık aşiretlerinin sözcülüğünü Mizurê Qasimî’nin’ (Kasımoğlu Munzur) yapmasıdır. Çünkü Mizur Ağa, Qozan (Qocan) aşireti ileri gelenleri ile ve en başta da bir yıl önce kaybettikleri efsanevi liderleri İdare İvrayim Ağa ile sarsılmaz dostluk bağlarına sahip birisidir. Dersim aşiretleri, daha önceki dönemlerde İdare İvrayim Ağa’dan bir talepte bulunacakları zaman en başta“Seni kırmaz” diyerek Kasımoğlu’nu gönderirlermiş yanına.

Ayrıca Mizur Ağa ile bu aşiretin ileri gelenleri ortak politik ideallere sahiptiler. Koçgiri başkaldırısı sırasında İdare İvrayim Ağa, Alişer ile birlikte askeri eylemler düzenlerken, 21 Mart 1921 günü, Erzincan’ı kuşatan Mizurê Qasimî (Kasımoğlu Munzur)’dan başkası değildi.

1926 yılı çatışmaları hakkında birçok Qozan aşireti mensubu ile konuşmuşumdur. Bunlar içerisinde 1926 harekatı sırasında Ovacık aşiretleri ile yapılmış somut bir çatışma olayını anlatana rastlamadım. Çatışmalarda fiilen yer alanların isimleri verilirken 3 Hozat aşiretinden bahsediliyor: Bunlar Qerebalîyan, Ferhatan ve Laçînan aşiretleridir.

Çatışmaların bitmesinden sonraki ilişkiler de Qozan aşiretinin Ovacık aşiretlerinden yana kayda değer bir sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Qozan aşiretinin, harekattan sonra Ovacık aşiretleriyle ilişkileri normal şekilde sürerken, yukarıda adı geçen 3 Hozat aşireti ile aralarında ciddi sorunlar yaşanıyor. Qozan aşireti en başta, harekatın düzenlenmesinde eski milletvekili Diyap Ağa’yı rol sahibi görüyor, onu sorumlu tutuyor. Kaldı ki harekâtın merkez karargahı zaten Diyap Ağa’nın konağındadır. Buna bir de fiilen çatışmalara katılma eklenince, ilişkileri normalleştirmek imkansız denilecek kadar zorlaşıyor.

Alişêr, bu dönemde de barışı sağlamak için çaba harcayanların başında geliyor ancak başarılı olamıyor. Olamıyor ama peşini de bırakmıyor, derken onun da isteğine uyarak Sey Rıza’nın devreye girmesi ve bir kaç kez kendilerini ziyaret etmesinden sonra Cemaat (Barış toplantısı) gerçekleşiyor ve barış sağlanıyor.

Bu harekat hakkında bilgilerine baş vurduğum Qozan mensuplarına ısrarla Milis kaydolmuş aşiretlerden cephane yardımı alıp almadıklarını sormuşumdur. Aldığım yanıtlardaki ortak nokta “Evet, yardım edenler olmuş,”şeklinde oldu. Ama sıra somutlamaya gelince Fazlı adındaki Sünni bir Kürt dışında isim verilmedi. Çemişgezek’e bağlı Koçan köyü halkından olan Fazlı bolca cephane getiriyormuş. Ayrıca Fazlı’nın getirdiği silahların hibe mi yoksa satma amaçlı mı olduğunu bilene da rastlamadım. (10)

Çok büyük ve sıkı bir kuşatma altında olan, tabiri caiz ise “kuş uçurtulmayan” bölgeye cephanenin dışarıdan, yani Erzincan ve Elazığ gibi merkezlerden getirtildiğini söylemek kolay değil. Bunun, bölge içerisinden temin edildiği söylemek daha gerçekçi olur. Bunun, Nuri Dersimi’nin bahsini ettiği aşiretlerin el altından Qozanlılara verdikleri cephane olması ihtimali yüksektir. Kaldı ki aynı konuda Dersim aşiretlerine güvensizlik duyan subayların varlığı da biliniyor.

Ne var ki bence, bir taktikten ibaret olsa bile bir kısım Ovacık ve Hozat aşiretlerinin 1926 harekatı sırasında takındıkları tutum geri bir adımdı. Onları böyle bir adımı atmaya götüren neden ise 1925 Kürt Ulusal direnişinin yenilgiyle sonuçlanmış olması, Hasan Hayri’nin bile idamdan yakayı kurtaramaması ve Dersim’e yönelik tehlike ve tehditlerin boyutlarının büyümesiydi.

Elazığ’da ikamet etmek rahatlık sağlayamıyor

Elazığ’da ikamet etmek, Dersimi’ye hem günlük yaşamda hem de politika da hiç te kolaylık sağlamıyor. Bir kere bu ikametle sıkı bir şekilde izlenmekten kurtulabilmiş değil. Tehdit ve şantajlar, şikayetler birbirini izliyor. Ama daha da önemlisi yurtsever bir aydın olarak o, halkına karşı beslenmekte olan kötü niyeti, düşmanca duyguları ve adım adım örülmekte olan ölüm tuzaklarını çıplak gözle görebiliyor.

Bir ara Diyarbekir’de bulunun 4. Umumi Müfettiş İbrahim Tali’den gelen davet üzerine bu kente doğru yola çıkıyor Dersimi. Yeri gelmişken, Gülümse Ey Dersim romanımın bu gezi ile başladığını da burada belirteyim.

İbrahim Tali, kendisini ziyaret eden Nuri Dersimi’nin önüne bir dosya koyuyor. Dosyada Dersimlilerle ilgili bir dizi suçlamalar var. Dersimi bunları okuyor, not ediyor ya da gerekli belgelerin birer kopyası kendisine veriliyor ve beklemeden Dersim’e dönüyor. Doğruca Sey Rıza’ya gidip olayı anlatıyor. Bunu, Sey Rıza’nın isteği ile bazı aşiret reislerinin katıldığı bir toplantının düzenlenmesi izliyor. Toplantı, Feratan Aşireti reisi Cemşid ağanın evindedir.

Toplantıya katılanlar gelişmeleri enine boyuna tartışıyor, iddiaların doğru olmadığını aktarmak üzere de Diyarbekir’e bir delegasyon gönderilmesine karar veriyorlar. Delegasyonda Dersimi ile Sey Rıza’nın büyük oğlu Six Hesen de varlar.

Bu olaydan bir süre sonra Nuri Dersimi, Sivas’a gitmek üzere Elazığ’dan ayrılıyor. Sivas’a gidişinin nedeni ise Koçgiri direnişi nedeniyle çarptırıldığı ama geçen sürede çıkartılan yasa ve kararnamelerle artık hükmü kalmamış olan idam cezasının düştüğüne ilişkin yazılı bir belge almaktır. Ne var ki onun aniden Elazığ’dan ayrılması bu ilin bürokrasisinde telaşa neden oluyor. Ve Halkın “Deli Fahri” dediği Valisi Fahri, beklemeden Sivas valiliğine şu telgrafı çekiyor:

“Malatya vilayetine- Sureti Sivas vilayetine

Dersimli Baytar Nuri esasında Koçgiri hadisesinin amili olduğu malumdur, mumaileh ani surette vilayetimizden gaybubet etmiştir. Tahkikatımıza göre Sivas mıntıkasına geçtiği anlaşılmıştır. Elaziz, Malatya ve Sıvas aşiretleriyle temasta bulunarak memleket aleyhinde propaganda yapmak tasavvurunda bulunan mumaileh hakkında tarassudat ve incelemenin yaptırılmasiyle neticeden acilen malümat itasi mercudur.

Elaziz, 1 Eylul 1931

Elaziz valisi Fahri”(11)

Bunun üzerine Dersimi gözaltına alınıp nezarete konuluyor, sorgulanıyor ama sonunda serbest bırakılıyor. Kanımca bırakılmasının bir nedeni, buna gerekçe olabilecek somut bir kanıt bulunmamış olması, ikincisi ve daha da önemlisi ise bunun, devletin o anki Dersim politikasına uygun düşmemesidir. Görünen o ki devlet Dersimlileri tahrik edip endişelendirecek böyle bir adımı atmayı zamanlama bakımından doğru bulmuyor.

Aralıksız süren baskı ve tehditler, giderek Dersimi’yi bölgeden ayrılmayı düşünecek kadar sıkıntıya sokuyor. Buna bağlı olarak ta Umumi Müfettiş İbrahim Tali’ye Elaziz’deki toprakları karşılığında Türkiye’nin batı bölgelerinde kendisine arazi verilmesini, böylece bölgeden uzaklaşmasına olanak sağlanmasını istiyor ancak Tali buna sıcak bakmıyor ve sonuçta bu yöndeki isteği gerçekleşmiyor.

Yıllar bu şekilde birbirini kovalarken yöneticilerle Dersimliler arasında gel-gitler, görüşmeler eksilmiyor. Ancak, devlet bütün bunları oyalama ve zaman kazanma amacıyla yaptığı için kalıcı bir sonuç elde edilemiyor ki zaten en önemli muhatap Sey Rıza da bunu her fırsatta dile getiriyor.

1930’ların ortalarına gelindiğinde, politik ortam birden gerginleşiyor ve Dersim bakımından durum hızla kötüleşmeye doğru gidiyor. Örneğin1933 yanında Sey Rıza’nın oğlu Bava İvrayîm öldürüldü ki bu işte devletin parmağı olduğu çok açıktı. Bava İvrayim, Hozat Kaymakamı’nın daveti üzerine bu ilçeye gitmiş ve bizzat Kaymakamla görüştükten sonra dönerken katledilmişti. Üstelik te katiller Hozat’taki bir askeri birlikte saklanıyorlarmış. 1934 yılında bu sefer Mecburi iskan Kanunu adıyla yeni bir yasa çıkartılıyor. Yasa çok açık şekilde ırkçı karakterde olup dil, kültür ve etnik kimlik bakımından Türk olmayanlara karşı izlenecek yeniden yerleştirme diğer bir deyişle sürgün politikasının esaslarını belirliyordu. Yasanın özünde Kürt halkına karşı çıkartıldığı, Dersimin de bundan payına düşeni alacağı göz önündeydi. Daha bu yasanın mürekkebi kurumamıştı ki devlet bu kez de doğrudan doğruya Dersim’e karşı çok vahim bir adım daha attı ve Dersim’in adını değiştirip Tunceli yaptığı gibi “Tunceli Kanunları” adıyla bilinen yeni bir konun çıkardı. Bu kanun, tüm temel insani hakları ayaklar altına alan açık bir soykırım yasasıydı. Derken ardından Dersim’de sıkıyönetim ilan edildi ve başına da olağanüstü yetkilerle General  Alpdoğan getirildi. 1936 yılındaki TBMM’yi açış konuşmasında bizzat Mustafa Kemal, Dersim’i kökünden sökülüp atılması gereken korkunç bir çıban olarak nitelendiriyordu. Kısacası, birazcık politikadan anlayan birinin Dersim semalarında dolaşmaya başlayan karabulutları görmemesi düşünülemezdi.

Bu arada Sey Rıza, Alişêr’in de desteğiyle Dersimlileri toparlamaya, mümkün olduğu kadar geniş kesimlerinin ortak bir tutum takınmalarını sağlamaya çabaladı ama bir türlü kalıcı bir sonuca ulaşılamadı.

Derken 1937 yılı geldi ve yıllardır hazırlığı yapılan askeri çözümün baş sırada yer aldığı Dersim’i imha planının uygulanması için düğmeye basıldı. İlk elde Dersimli ileri gelenlerden onlarcası gözaltın alınıp Elâzığ cezaevine gönderilirdi. Alişêr ile Zerîfa katledilerek kesik başları askeri yetkiliklere teslim edildi. Üstelik bunu yapan kişi Rayvero Qop’tan sonra ihanetçi tayfasına katılan Sey Rıza’nın yeğeni Zeynel Top’tu.

İişte o koşullarda Nuri Dersimi haklı bir kararla yabancı bir ülkeye gitmek üzere Elaziz’den ayrıldı. İlk elde İstanbul’a gitti Dersimi. Niyeti bir yolunu bulup Yunanistan´a sığınmaktı ama dostları tavsiye etmediler bunu. Yunanistan’ın kendisini Türkiye’ye teslim etmesi ihtimali yüksekti. Bunun üzerine yönünü Adana’ya çevirdi ve derken 11 Eylül 1937 günü Suriye’ye geçti.

Qoco Ağa’nın Himayesinde

Dersimi, Suriye’ye geçmesine geçti ama bu kendisi için tehlikenin sona erdiği anlamına gelmiyordu. O zaman Suriye Fransa mandasındaydı. Fransızlar pek ala kendisini yakalayıp Türkiye’ye teslim edebilirlerdi. İltica için uygun koşulların yaratılmasına çalışırken görüştüğü kişilerden biri de Kamuran Bedirhan Bey’di. Ama Kamuran Bey kısa bir süre uğraştıktan sonra koşulların elverişli olmadığını görüyor ve iltica için resmi başvuruda bulunmasını tavsiye etmiyor. Can güvenliğini de düşünerek kendisini o zaman Suriye sınırları içerisinde bulunan Kırıkhan’daki yörenin etkin Kürt ağalarından Qoco ağanın yanına gönderiyor. Ve orada ilk elde kendisine Hüseyin Mazlum adına bir kimlik düzenleniyor. Kuşkusuz, Qoco Ağa’nın Fransız yöneticilerle sahip olduğu iyi ilişkiler onun Türkiye’ye teslimi ihtimalini zayıflatıyordu ama kendisini bekleyen zorlukları tümüyle ortadan kaldırmıyordu.

Bazı Diplomatik Girişimler

Dersimi, yıllarca halkının hakları için mücadele etmiş bir yurtseverdi. Bir kavga adamıydı o. Sınırı aşıp Suriye’ye geçmek, halkına yapılanlara karşı seyirci kalma hakkını vermezdi kendisine. Bu nedenle de beklemeden, o koşullarda yapabileceği şeyi yapmak üzere kolları sıvadı. Dersim’de yaşanmakta olanları dünyalı duymalı, öğrenmeliydi.

Bu çalışmaların bir parçası olarak Dersim’de yaşanan zulmü dile getiren bir mektup hazırladı ve bunu “Milletler Cemiyeti Umumi Kâtipliğine sundu. Sonra bir ekleme ile birlikte aynı mektubu elçilik ve konsolosluklar vasıtasıyla İngiltere, ABD ve Fransa başta olmak çok sayıda devletin Dışişleri Bakanlıklarına yolladı. Bu mektup 20 Kasım 1937 tarihini taşıyor. İlginçtir Dersimi Elaziz’den önce Dersimli birçok aşiret reisine ait mühürleri de yanına almış olmalı ki bahsini ettiğim mektupların altına “Dersim Aşiretleri Namına” ibaresini yazıp mühürlerini basıyor

Yeni Güçlükler..

Türk hükümeti onun o yörede olduğundan haberdardı. Bu yüzden de kendisine yönelik tehdit ve provokasyonlar eksik olmuyordu ki bunlar arasında kendisini öldürtme planları da vardı. Yine Türk hükümetinin Fransız hükümeti nezdindeki girişimlerinin da sonu gelmiyordu. Derken Qoco Ağa, bizzat bazı Fransız yetkililerden, Dersimi’yi Yakalayıp Türkiye’ye teslim etme yönünde karar alındığını öğrenince, yöredeki bir diğer Kürt ileri geleni olan M. Ali Göçmen’nin de desteğini alarak onu Halep’e yolladı. Dersimi, bir süre Halep’te bulunan Kürt ve Ermeni ailelerin yanında illegal olarak kaldı. Bu arada aslen Dersim’in Şemkan aşiretinden olan Ali Ağa’nın kızı Feride hanımla nişanlandı. Feride hanım Halep’te oturuyor, öğretmenlik yapıyordu. Tam da aynı günlerde bir tanıdıktan Şarki (doğu) Ürdün’de baytara ihtiyaç olduğunu öğrenir öğrenmez, bu ülkeye gitti. 14 Eylül 1938 tarihli bir mektupla bu ülkenin Emirliği’nden iş talebinde bulundu, aynı zamanda Emir’in kendisiyle de görüştü. isteğinin kabul edilmesi üzerine, zaman kaybetmeden bu ülkeye gitti ve “Şarki Ürdün Hükümeti Baytarlık Reisi” olarak işe başladı. 1939 yılının Temmuz ayında ise Ürdün’e giden nişanlısı Feride ile evlendi.

Şarki Ürdün Emiri ile Tartışma

Emir Abdullah’ın isteği üzerine Dersimi 1 Kasım 1939 günü kendisiyle görüşmeye gidiyor. Emir Baytarı görür görmez“Kuzum galiba siz Kürt imişsiniz,” diyor.

O da doğal olarak “Evet” diyor.

Türk Konsolosu ile görüşüp konuşmuş olmalı ki Emir bu kez Türk Konsolosluğu ile ilişkiye geçmesini ve aralarındaki sorunu halletmelerini istiyor. Baytar bunu kabul etmiyor ve gerekçesini de şu sözlerle açıklıyor:“Emir Hazretleri ben Türk Konsolosunu ne diye göreyim. Benim evim-barkım mahfolmuş, evlatlarım kardeşlerim Türk Hükümeti tarafından öldürülmüş, memleketim harap edilmiş, ben neden Konsolosla görüşeyim?

Emir’in bu sözlere yanıtı ise “Ben sana görüşeceksin diyorum,” oluyor. Yani Emir’in emri kesin!

Baytar’ın buna karşılık biraz da hissi bir tarzda “Ben sizi bir Arap Padişahı biliyordum. Ve himayenizde çalışıyorum. Şayet beni kabul buyurmuyorsanız, bana müsaade buyurunuz, ben buradan yukarı gitmem, buradan aşağı giderim, çünkü ben felaketzede bir insanım,” demesi üzerine Emir hızla ayağa kalkıyor “Ben sana Konsolosla görüşeceksin diyorum, nereye gidiyorsan git,” diyor ve odayı terk ediyor.

Araya aracıların girmesi üzerine, Kudüs Türk Konsolosu Celal Karasaban, Amman’a geldiğinde aralarında bir görüşme gerçekleşiyor. Karasaban, tam bir diplomat yöntemiyle konuşuyor kendisiyle, Dersim’de yapılanları dünyaya tanıtmak için yaptığı çalışmaları sona erdirmesini, olayları daha soğukkanlı bir tarzda değerlendirmesini, bir an önce Türkiye’ye dönüp Kütahya’ya gitmesini istiyor Dersimi’den. Kütahya, Ankara hükümetince Nuri Dersimi için seçilmiş yerleşim, daha doğrusu sürgün yeridir.

Dersimi bir süre düşündükten sonra kesin kararını bir daha ki görüşmede ileteceğini belirtiyor ve ayrılıyorlar. Bir süre sonra Melik’le yeniden görüştüklerinde iki yıllık kontratı bitinceye kadar orada kalmasına izin vermesini, Türkiye’ye ondan sonra döneceğini söylüyor. Melik’in buna onay vermesi üzerine de Kudüs Başkonsolosuna 2 yılık iş kontratı imzaladığını, bu süre zarfında Amman’da kalacağını, kontrat biter bitmez Türkiye’ye dönüp Kütahya’ya yerleşmeyi kabul ettiğine dair 20.11.1939 tarihli bir mektup yazıyor ve konu böylece kapanıyor.

Dersimi bu arada Şam’a giderek Suriye vatandaşlığına geçmek için başvuruda bulunuyor ama hemen Amman’a geri dönüyor. Bu isteği bir süre sonra kabul ediliyor. O artık Suriye vatandaşıdır.

2 yıl Amman’da kaldıktan sonra Suriye’ye dönüyor. Vatandaş olduğu için de resmi olarak iş talebinde bulunma hakkına sahiptir. Sonraki yıllar oldukça çalkantılı geçiyor Dersimli Baytar Nuri için. Gün geliyor iş buluyor, gün geliyor görev yeri değiştiriliyor, gün geliyor işini kaybediyor. Derken Dr. Ahmet Nafiz Bey ile birlikte Derik’te çiftçilik yapmaya başlıyor.

Ama ne yaparsa yapsın, Türk devleti, Kürt Hoybun Cemiyeti üyesi Dersimli Mehmet Nuri’ye rahat verme niyetinde değil. İzlemeler, tehditler, Suriye hükümetine baskıda bulunma çabaları aralıksız sürüp gidiyor.

Derken 1952 yılında ünlü kitabı “Kürdistan Tarihinde Dersim”i basıp dağıtmaya başlıyor. Bu eserin çıkması sadece Dersimliler için değil, Kürt halkının tamamı için tarihsel değerde bir adımdır. Eserin önemi, Türk yöneticilerinin duydukları rahatsızlıktan da bellidir. Nitekim Dışişleri Bakanlığı, Başbakan’a bir mektup yazarak kitabın Türkiye’ye zarar verici nitelikte olduğunu belirtiyor, ülkeye sokulması ve dağıtılmasının yasaklanmasını istiyor. Böylece “Kürdistan Tarihinde Dersim” yasaklı yayınlar listesine girmiş oluyor.

Dersimi 22 Ağustos 1973 günü Halep’te yaşama veda etti. Mezarı, Afrin işgaline kadar Halep-Afrin yolu üzerinde bulunan bir caminin avlusundaydı. 1992 yılında, Afrin Kürtlerinden Dr. Saleh ile birlikte ziyaret etmiştim burayı. Bu işgal sırasında ise tahrip edildiğini duydum.

Dersimi için Son Söz Olarak Ne Demeli?

Dersimi doğruları, yanlışları başardıkları ve başarmadıklarıyla, halkının özgürlük mücadelesine ömrünü adamış bir militan, yorulmaz bir özgürlük savaşçıdır. O, tarihin çok önemli bir diliminde, Dersim’i adeta aynaya tutarak ülkemizin bu parçasında yaşananları kamuoyunun gözleri önüne sermeyi, bu günkü nesillere aktarmayı başaran biridir. Hem de onun çalışmalarında insan sadece politik durumu, silahlı mücadeleyi ve kırımları değil; Dersim’in coğrafi yapısına, yöre halkının tarihine, kültürüne ve dini inancına, ilişkin olarak ta önemli bilgilerle yüz yüze geliyor.

Kısacası Dersimi, söyledikleri, yazdıkları ve yaptıklarıyla tarihi bir kişiliğe sahip biridir. Elbet kimse söylediklerine katılmak zorunda değil onun. Böyle bir durum söz konusu ise farklı düşünen, düşüncelerini uygun bir yöntemle dile getirir, kamuoyuna sunar.

Ne var ki somut verileri bir kenara bırakıp sırf belli bir düşünceyi topluma kabul ettirmek ya da seçilmiş politik bir hedefe ulaşmak amacıyla kişiyi karalamaya, küçük düşürmeye kalkışmak ta en başta ahlaki değil. Son yıllarda dozu giderek yükselen bir propaganda çerçevesinde “Zazacı” bir grubun Nuri Dersimi’ye yönelik çirkefçe karalamalarına karşı çok yerinde ve gerçekçi verilerle bir yazı dizisi hazırlayan Diyax Polat’ın da haklı olarak belirttiği gibi buna karşı durmak, Dersimi’ye sahip çıkmak bir insan hakları sorunudur.

Nuri Dersimi’ye ajan diyebilmek için insanın aklı dengesini kaybetmesi ya da düpedüz çirkeflik peşinde koşan biri olması gerekir. Bir ajan düşünün ki, yaşamını ajanı olduğu söylenen devletin kötülüklerine karşı mücadele ile geçirsin. Ona karşı halkı bilinçlendirmek ve silahlı direniş dâhil her türlü eylemi örgütlemek için çabalasın, yeri geldiğinde ise içerisinde bizzat yer alsın. Bütün bu çalışmaları nedeniyle de izlensin, sürülsün, işinden edilsin, gözaltına alınsın, yargılanıp idam cezası dâhil çeşitli cezalara çarptırılsın, çocuklarını kaybetsin, devlet tarafından kardeşleri, akrabaları kurşuna dizilsin vs.

Bu kişi, baskılara dayanamayıp yurtdışına çıkmak zorunda kalsın ve çıkar çıkmaz da“Benim seyirci gibi oturup olanları izlemeye hakkim yok,”diyerek halkının yaşadığı sorunları, Türk devletinin bu halka karşı işlediği insanlık suçlarını, dünyanın gözleri önüne sermek için çabalasın! Milletler Cemiyeti ile onlarca devlete “yardım!” çağrılarıyla başvuruda bulunsun. Bütün bu çalışmalar nedeniyle gittiği yabancı ülkede de tıpkı kendi ülkesinde olduğu gibi baskılar yakasını bırakmasın!Bir bütün olarak Kürdistan Tarihinde Dersim’e bakın, onda da yer alan ve “Ey Kürt genci, ey asırların zulmunu istihkar eden civanmert milletin oğlu, beni dinle!” cümlesiyle başlayan “Gençliğe Hitabe”sini okuyun, bunların yazarından ajan çıkar mı?

Dersimi’ye Yönelik Karalama Çabalarıyla Güdülen Amaç Ne?

Kuşkusuz bu kampanya ile güdülen asıl amaç, sırf çoktandır hayatta olmayan bir kişiyi yıpratmaktan ibaret değil. Asıl yapılmak istenen, Dersim halkının ulusal kimliği ve uğrunda mücadele etiği ideallerin, onun tarihi ve kültürel değerlerinin inkarı ve reddine yarayacak malzeme toplamaktır. Çok açıktır ki Nuri Dersimi’nin anlattıkları yerinde durdukça, devlet üretimi “Zazalar Kürt değil,” ya da “Kürtten Alevi Olmaz,” türünden tezlerden beklenen sonuçlar elde edilmez. Yine bunlar yerinde durdukça, Dersim’e yönelik devlet zulmünün temel nedeninin, bu yöre halkımızın Kürt olan etnik kimliği ile buna ilişkin meşru talepleri olduğu gerçeğini de kimse görmezlikten gelemez. Bütün bu konularda sonuca ulaşabilmek için ise Dersim halkının mücadelesinin sembol kişilerinden biri olan ve yaşananları gözleme dayalı olarak aktaran Nuri Dersimi’nin yıpratılması ve itibarsızlaştırılması gerekiyor.

Dersimi’yi hedef haline getirmiş devlet güdümündeki Kürt düşmanı amigolar, bu konuda öylesine basit ve düzeysizce yöntemlerle propaganda yapıyorlar ki Dersim halkı üzerine söylediklerinde zaman zaman Türk milliyetçilerinin bile gerisine düşüyorlar. Bir faşist propaganda tekniği olan “Çamur at izi kalsın!” yöntemiyle yaşamını halkının davasına adamış bir özgürlük savaşçısına karşı sürdürülen bu kirli kampanyanın arkasındaki politik oyunları iyi görmek ve ona göre tavır takınmak her bakımdan önemlidir. Bu kampanya, bir ulusa ve onun özgürlük mücadelesine karşı düzenlenmiş tuzaklardan bir parçadır.

Nuri Dersimi Türk sömürgeciliğinin barbarlıklarına karşı durduğu, “Kürdistan Tarihinde çok önemli bir bölge olarak tanınmış olan Dersim’li bir Kürt olmaktan şeref duymaktayım...”ya da “Yaşasın hür ve mustakil Kürdistan!” sözlerinde ifadesini bulan ideal ve özlemleri nedeniyle hedef tahtasındadır. Sadece hayatta olmadığı halde yalan ve iftira ile linç edilmek istenen bir insana sahip çıkmak gibi insani ve ahlaki bir görevle karşı karşıya olduğumuz için değil, onun söylediklerinde ifadesini bulan Dersim halkımızın ideal ve özlemlerine saygı duymanın, onları yaşatmaya çabalamanın bir gereği olarak ta hiç birimizin susmaya hakkı yok diyorum. Türk sömürgecilerin Dersim halkımıza karşı uyguladığı zulmün on binlerce kurbanının anısına dikebileceğimiz en büyük ve güçlü anıt da bu olacak.

Dipnotlar

1)Dersim Ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım, Özge Yay.1992, s.97.

2)Vate dergisi Nr. 59, Zimistan (kış) 2019

3)M. Nuri Dersimi, a.g.e, s.109.

4)Erzincan Valisi Ali Kemali, Resimli Ay Matbaası, 1932, s. 152-153.

5)Ali Kemali, age. S. 154.

6)Ali Kemali, age. s. 154.

7)Dersimi, age, s.110-111

8)Dersimi, age. S. 115-117

9)Dersimi, M. N. Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim (KTD), Ani Matbaası, Halep, 1952, s. 199.

10)Daha geniş bilgi için bkz. M. Çem, Tanıkların Diliyle Dersim’38, Peri Yay., 2. Bas-kı,İstanbul, s.54-56

11)Dersimi, KTD, s. 225.

*Bu yazıyı, en az bir yıl hatta bir yıldan da fazla zaman önce yazmaya başladım. Ne var ki yüz yüze bulunduğun sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamadım ve uygun bir zamanda devam etmek üzere bir kenara koydum. Bu arada metin içerisinde de değindiğim gibi Dersimli Dîyax Polat’ın aynı konuya ilişkin çok değerli bilgiler içeren yazı dizisi yayınlanmaya başlandı. Diyax’ın yazısı, bu konudaki boşluğu hakkıyla doldurucu nitelikte olsa da yarım kalmış yazıyı bitirmenin bir katkı olacağını düşünüp tamamlamaya karar verdim ve böylece elinizdeki metin ortaya çıkmış oldu. M. Ç.

Deng Dergisi, sayı: 123

Şîrove Bike

MAKALELER

EN ÇOK OKUNANLAR
×