Kürt siyasetinde devlet içindeki çeteyle birlikte savaştan rant elde edenler var
7.07.2021 14:32:10

Cesim Ilhan

Altan Tan, Kürt sorunu ve demokratikleşmeyle ilgili yeni bir çözüm süreci için Türkiye’nin PKK’yi muhatap almasının doğru olmayacağını söyledi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, silahların Türkiye’de Kürtlerin bütün demokratik mücadelesini esir aldığını ifade ederek, “Bu silah, Suriye’de Kürtlerin bir statü elde etmelerini engelliyor. Bu silah, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kazanımlarını zehirliyor” dedi.

Kürtlerin kazanımlarına zarar vermenin yanlış olduğunu ifade eden Altan Tan, PKK’nin Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi’nde askeri üs ve askeri güç bulundurmasına sebep olduğunu vurguladı. 

Kürt siyasetinin içerisinde silahların susturulmasını istemeyenlerin olduğunu da belirten Tan, bunların aynı zamanda Türkiye’deki devletin içerisindeki bazı çevrelerle ilişkili olduğunu, ikisinin de savaştan rant elde ederek aynı amaca hizmet ettiğini söyledi.

Altan Tan, yeni bir çözüm süreci, Türkiye’nin Kürtlerle olan durumu, HDP’nin kapatılması ve İzmir saldırısı, Kürt seçmenin durumu, İran’ın PKK üzerindeki etkisi, Peşmerge Güçleri’ne yönelik saldırılar, Abdullah Öcalan’ın siyasetteki yeri, PKK’nin Kürdistan Bölgesi ile Rojava’daki etkisinin yanı sıra Türkiye ve Kürtlerin gündemine ilişkin K24’ün sorularını yanıtladı:

Türkiye’de Kürtler yeni bir sürecini bekliyor, sizce böyle bir ihtimal var mı?

Şu an elle tutulur, gözler görülür hükümet tarafından bir işaret yok.

Peki, bekliyor musunuz?

E tabi ki bekliyoruz. Netice de her an böyle bir şey olabilir. Çünkü sadece Kürtler değil, herkes bu çözüme muhtaç… Şu an hem Türkiye’nin içerisinde çok ciddi bir sıkışmışlık var, hem de Suriye’de bir Kürt sorunu var, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle ilgili ilişkiler var. Onun için Kürtler de Türkiye de neticede yeni bir çözüme, yeni bir projeye, yeni bir siyasete ihtiyaç duyuyor. Beklentilerimiz var bekliyoruz ama şu ana kadar elle tutulur somut bir işaret maalesef henüz yok.

Hükümetin hangi politikalarına dayanarak yeni bir çözüm umudunuz yok?

Şu an güvenlik politikası tam gaz devam ediyor. Kürtçe ana dille ilgili, köy kasaba, şehir isimlerinin iadesiyle ilgili cezaevindeki tutukluların hukuki durumlarıyla ilgili demokratikleşmeyle ilgili, üniversitelerdeki Kürdoloji bölümleriyle ilgili, normal ortaokul ve liselere tayin edilmesi gereken öğretmenlerin atamasıyla ilgili hiçbir şey yapmadı. Tabiri caizse demokrasi treni istasyonda duruyor, hareket etmiyor ama diğer güvenlik politikaları tam gaz devam ediyor.

Türkiye’de atılacak bir çözüm adımının Rojava ve Kürdistan Bölgesi’ne nasıl bir etkisi olur?

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti ordusu fiili olarak Suriye’ye girdi. Bu durum sonsuza kadar böyle mi devam edecek? Yani kalacaksa yine oradaki Kürtler ve Araplarla ilgili bir düzen kurması lazım. Çıkacaksa da çıktıktan sonra da orda bir düzen kurulması lazım. Şimdi mesela yeni bir Suriye oluşacaksa Suriye Kürtlerinin statüsü ne olacak? Bir eyalet mi olacak, bir federasyon mu olacak, bir özerk bölge mi olacak ya da olacaksa bunun yönetimi nasıl olacak? Türkiye’ye dost mu olacak, düşman mı olacak? Gelelim Irak Kürdistanı’na. Mesela Kürdistan Bölgesel Yönetimi bir referandum yaptı ve bağımsızlık kararı çıktı. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, Kürdistan Bölgesi’nde yaşayan halkın iradesine saygılı mı olacak, yoksa karşı mı çıkacak? Şu anki ilişkiler daha ileriye mi götürülecek, geriye mi gidecek, yerinde mi sayacak?

“PKK’YLE MASAYA OTURMA DOĞRU DEĞİL”

Biliyorsunuz, Türkiye çok sert bir şekilde referanduma karşı çıkmıştı.

Bence yanlış yapmıştı. Yani bütün bunların sonucuyla doğru bir politika belirlemesi lazım. Irak Kürdistan Bölgesi’yle ilgili Suriye’yle ilgili yeni ve doğru bir siyaset belirlemeli ve uygulamalı da. Dediğimiz bu. Yani sıkışmışlığın sebebi bu. Devlet de hükümet de bu sıkışmışlığı yaşıyor, Irak’taki Kürtler de Suriye’de Kürtler de buradaki Kürtler de bu sıkışmışlığı yaşıyor. Çünkü halk artık çatışma, kavga, fakirlik, yoksulluk, baskı istemiyor. Kürtler rahat bir hayat ve haklarını elde etmek istiyor. Entegrasyon olsun istiyor. Yani Türkiye, Suriye ve Irak’taki Kürtler, Türkiye’yle aradaki gümrüklerin kaldırılmasını istiyor. Pasaportun kalkmasını istiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Gürcistan’a nüfus cüzdanlarıyla gidebiliyorlar. Bu Suriye Kürtleri ve Kürdistan Bölgesi için niye olmasın? Silahlar susarsa ne engel var? Dost ve kardeş halklardır, inançları, mezhepleri, dinleri her şeyleri bir, coğrafyaları bir. İşte söylemek istediğimiz bu yani. Yeni bir proje, yeni bir adım, yeni bir çözüm süreci dediğimiz bu. Yoksa tekrar ‘Türkiye Cumhuriyeti, PKK ile masaya otursun bir şeyleri pazarlık etsin,’ zaten böyle bir şey mümkün değil, doğru da değil.

Yani siz Türkiye’nin PKK ile görüşmesini ve Kürt sorunu için HDP’yi muhatap almasını doğru bulmuyor musunuz?

Ben çözüm sürecinin içinde iken de şunu söylüyordum: Demokratik haklar için kimseyle görüşülmesine gerek yok. PKK ile de görüşülmesine gerek yok, Altan Tan ile de görüşülmesine gerek yok. Bu demokratik haklar tanınacak.

Peki, PKK ile neyi görüşmeli?

Tabi ki Türkiye’nin PKK ile de konuşacağı şeyler var. Silahların susması, dağdan inme, dağdan ineceklerin ne yapacağı, sosyal hayata nasıl entegre olacakları, yasal hakları, bugünkü siyasal mahkûmlar bunlar konuşulur. Ama demokratik haklar hiçbir örgütle veya hiçbir şahısla pazarlık edilmez. Bunlar meşru haklardır, kanun teklifi olarak hazırlanır, parlamentoya gelir, parlamentodaki partilerle konuşulur. HDP parlamentoda ise onunla da konuşulacak. Parlamentodaki İYİ Parti ve CHP ile de konuşulacak.  Ama parlamento dışındaki güçlerle demokratik hakları pazarlık etmesi, rehin tutması, konuşması doğru değil.

“SİLAH VE DEMOKRATİK MÜCADELE YAN YANA OLMAZ”

HDP'nin kapatılması gündemde, partinin geleceğiyle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Şimdi Türkiye Cumhuriyeti devlet aklı, HDP’yi kapatır mı kapatmaz mı bilmiyorum. Ama şunu söylüyorum: Silahla ve demokratik mücadele yan yana olmaz.  Birileri polisle, askerle savaşırken mecliste o polisin ve askerin hükümetiyle yan yana oturamazsınız. Buna Kürtler de bir karar versin. Ya demokratik mücadele diyecek silahı bırakacak ya da ‘Demokratik mücadele bir oyundur, bir kandırmacadır, bu yolla bir şey elde edilemez’ deyip dağa gidiştir. Bu tercihi artık Kürt siyasetinin yapması lazımdır.

Bununla ilgili sizin tercihiniz nedir?

Ben 40 yıldır şunu söylüyorum:  Silahla artık bir yere varılamaz.  Mücadele demokratik ve legal olmalı. Benim de söyleyeceğim bu.

Kürtler, Türkiye'de nasıl bir siyasi yol izlemeli?

Bence demokratik siyaseti güçlendirmeli. PKK’ye de ‘Yeter artık ne olduysa oldu geçmişte kaldı bundan sonra silahın getireceği bir şey yok, getireceği tek bir şey var; daha fazla zulüm, daha fazla baskı daha fazla çözümsüzlük…’ Silah bitecek, demokratik haklar için demokratik yollarla siyasi partilerle, derneklerle, vakıflarla sendikalarla bir mücadele yürütülecek.

Kürtlerin Türkiye'deki siyaseti ve geleceği HDP'ye entegre bir şekilde mi yürümeli?

Hayır, şimdi HDP Türkiye’deki Kürtlerin belli bir kesimini temsil ediyor. Hatta HDP’ye oy veren Kürtlerin bir kısmının kerhen oy veriyor. Kürt sorunu çözülmediği için, rejime, devlete bir tepki olarak HDP’ye oy veriyor. Yoksa HDP’ye oy veren Kürtlerin yarıdan fazlası dindar Müslüman Kürtlerdir. Gelenek olarak, görenek olarak ırk olarak PKK ve HDP’nin siyasi çizgisini benimsemeyen insanlardır. Ama siyasetten de haklarını isteyen, haklarından vazgeçmeyen insanlardır. Onun için HDP’nin tek çizgisi olan Marksist, sosyalist, hatta Stalinist çizgiyi benimsemek yanlıştır tabi ki ama bunun kararını da Kürtler verecek. Yani demokratik bir ortam olacak HDP çizgisini benimseyenler o çizgiden gelecek, benimsemeyenler başka çizgiden gidecek. Demokrasi zaten budur. Demokrasi herkesi bir kalıba sokma rejimi değildir.

“KÜRTLER KARAR VERMELİ”

HDP ve Kürt seçmen, Cumhur ve Millet ittifakının kendi taleplerine yanıt vermemesi halinde nasıl bir yol izlemeli?

Kürtler önce, ister HDP’li olsun, ister HDP’li olmasın, AK Parti’ye oy veren Kürtler var, CHP’ye oy veren Kürtler var. Bunlar kendi taleplerini ortaya koyacaklar. Yani bugün çözümden ne anlıyorlar, ne istiyorlar? Türkiye’nin demokratikleşmesiyle ilgili projeleri ne? Bunu ortaya koyacaklar. Ondan sonra hangi parti, hangi ittifak bloku bu taleplerine olumlu cevap verirse ona destek vermeliler. Diyelim ki iki taraf da olumlu bir destek vermedi, o zaman Kürtler oturup tekrar hesap yapmalılar.

İzmir’de HDP binasına yönelik saldırının amacı neydi sizce?

Bunu hükümet ve hükümet çevrelerinin yaptığını düşünmüyorum. Çünkü bu bizatihi hükümeti zora sokar. Bana göre halkı sokağa dökmek, iç savaş ortamını meydana getirmek, çatıştırmak ve ondan sonra da hükümetin gitmesine zemin hazırlamak. Bunu da Kürtleri kullanarak yapmak. Yine her zaman denedikleri gibi. Yani Kürtleri kiralık katil gibi, bir fedai gibi kullanarak memleketi karıştırmak. Ama tabi hükümetin de bir görevi var. Madem bunu Türkiye’yi karıştırmak isteyenler yaptı bunları hesabını sen göreceksin. O zaman sen bu katilleri mutlaka bulup ortaya çıkarmak zorundasın. Katil derken tetiği çekeni demiyorum esas bu işi planlayan, bu tetiği çeken adamı öne süren bu provokasyonu tezgâhlayan güçleri bulup ortaya çıkartacaksın. Bunu yapmadığın vakit sen de suçlusun.

“HÜKÜMET, İZMİR SALDIRISINDA GÖREVİNİ YAPMADI”

Bu saldırıda hükümet üzerine düşen görevi yerine getirdi mi size?

Bence yapmadı. Niye yapmadı? Her zaman olduğu gibi işin üzerini örtmeye çalıştı. Yani kendisine karşı bir eylem olmasına rağmen neden çekiniyorsa, bu işin dibinden çıkacaklardan mı çekiniyor, daha büyük karışıklıklardan mı çekiniyor, üzerine gitmedi. Mesela Turgut Özal’a da suikast yapıldı ama Özal kendisine suikastı yapanları açıklamadı. Bülent Ecevit’e suikast yapıldı o da açıklamadı. Bilmelerine rağmen bu güçleri açıklamadılar. Şimdi hükümet neyden çekiniyor onu da anlamıyorum.

Yani, hükümetin İzmir’de HDP’ye yapılan saldırının kimin tarafında yaptırıldığını bildiğin mi söylüyorsunuz?

Mutlaka… Bilmiyorsa MİT’i kapatsın o zaman. Bu kadar adama boşuna maaş vermesin. Ama bilip de açıklamıyorsa, peşine düşmüyorsa, araştırmıyorsa dibine inmiyorsa maalesef kendisi de zanlı durumuna düşer, suçlu durumuna düşer. 

HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu, Erdoğan’ın adım atması durumunda HDP’nin AK Parti ile uzlaşabileceğini söylemişti. Bu yeni bir sürecin başlayacağı anlamına mı geliyor?

Bence bugün en önemli gündem maddesi budur. Şimdi HDPde PKK’de ve Kürt siyasetinde iki çizgi var.

Nedir onlar?

Birinci çizgi; İslami kesime düşman, Kürtlerin geleneğine, göreneğine ve örfüne düşman. Bunların hepsine ilkel milliyetçilik, sağcılık, feodallik diyorlar. Hem Kürtlerin Müslüman ve mütedeyyin kesimini böyle görüyorlar hem de Tayyip Erdoğan’ı böyle görüyorlar. Onun için ‘Tayyip Erdoğan gitsin de isterse Türkiye yansın’ diyorlar. Bu mevcut iktidarda yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, zulümler, rüşvet, iltimas, yolsuzluk, hırsızlık biz bunların hepsine karşıyız ama Tayyip Bey’e karşı olanların esas derdi bu değil. Türkiye’de bir kesim, işte marjinal Türk solu, Kemalist ulusalcılar, milliyetçiler, bunların derdi bu yolsuzluklar, hırsızlar hukuksuzlar değil. Bunlar Tayyip Erdoğan’ın şahsında Müslümanları, Kürtlerin geleneklerine düşman. Hendeklerin kazılması da buydu. Bir grup bu.

İkinci çizgi ise; yani bizim gibi düşünenler, işte Erol Katırcıoğlu’nun da böyle düşündüğünü anlıyoruz. Hasip Kaplan da böyle bir tweet attı, Ziya Pir de bir tweet attı. Ben de Erol Katırcıoğlu’nu destekleyenlerin içerisindeyim. Ben bunu 30 senedir söylüyorum. Ve bir bölünme var. Mesela HDP’nin eski Eş Başkanı Sezai Temelli de çıktı dedi ki ‘Faşizmle uzlaşma olmaz, gerisi lafügüzaftır, nokta.’ E peki kardeşim sen devletle, hükümetle asla görüşmeye girmeyeceksen kimle çözeceksin, nasıl çözeceksin? Sonuçta siyasette kavga da edilir barışılır da. Sonuçta bunlar müzakerelerle olur, görüşmelerle olur. Bunlar bir mecburiyettir. İktidarda kim olursa olsun.  

ÖCALAN DEVREYE GİREBİLİR Mİ?

HDP, Kandil ve kendi içindeki muhalefete rağmen AK Parti’yle masaya oturabilir mi?

Çok zor ama daha farklı gelişmeler beklenebilir. Mesela Öcalan devreye girebilir. Benim gibi HDP ile bağını koparmış Kürtler fonksiyon icra edebilir. HDP içerisinde Hasip Kaplan, Erol Katırcıoğlu, Ziya Pir ve başka arkadaşlar da var. Bunlar bir tavır koyabilir. Bu mesele illa HDP ve Kandil’in resmi kişiliğiyle olacak diye bir kural yok. Yapılan yol doğru takip edilirse bu doğur yolu destekleyecek çok sayıda insan olur. HDP içerisinde marjinal Türk solu karşı çıksa bile.

Peki, böyle bir durumda Öcalan devreye girer mi ya da ne kadar rolü var?

Şimdi, Öcalan başından beri en azında 2013 Temmuz’unda beri silahın döneminin bittiğini söylüyor.   Ama Öcalan’ı dinlemiyorlar.

PKK mi Öcalan’ı dinlemiyor?

Şu an için öyle. En azında 2013’ten buna yana böyle. Türkiye Suriye’ye girmeden önce de Öcalan bir çağrıda bulundu. Bu görüşme notlarında var. Orada dedi ki: ‘Türkiye’yle ilgili hassasiyetleri dikkate alın. Türkiye’yle çatışmayın, bir uzlaşma noktasını bulun.’  bunu dikkate almadı arkadaşlar. Dolayısıyla Öcalan ne zaman devreye girer bilmem ama Öcalan devreye girdiği zaman söyleyeceği şeyler bellidir: Silahlar sussun, Suriye’de demokratik bir rejim kurulsun, Türkiye ile dost olsun, silahların sustuğu Türkiye, demokratik Kürtleri de desteklesin ama Suriye PKK’nin bir arka bahçesi olmasın. Türkiye’nin nasıl Kürdistan Bölgesi’yle dost ve kardeş ilişkileri varsa dönem dönem bozulsa bile genel çerçeve budur. Suriye’de de böyle bir yapı olsun ve entegrasyon olsun. Öcalan’ın söyleyeceği budur.

Peki, Rojava PKK’nin arka bahçesi mi?

Şimdi başlangıcı böyle oldu. Ama şimdi farklı bir süreç işletilmeye çalışılıyor. Umarım ki Türkiye’yle savaşan PKK’nin arka bahçesi olan bir Rojava olmaz. Ama PKK fikriyatını benimseyen Kürtlerin de yer aldığı, KDP fikriyatını benimseyen Kürtlerin yer aldığı, diğer dindar Kürtlerin de yer aldığı çoğulcu, demokratik belki de en önemlisi Türkiye’yle dost bir siyasal statü elde edilir.

“KÜRDİSTAN BÖLGESİ’NİN KAZANIMLARI TEHLİKEYE GİRİYOR”

PKK'yi önümüzdeki süreçte neler bekliyor, PKK'nin yönteminde bir değişiklik olur mu?

PKK’nin yönetimdeki arkadaşlar en az 40 yıldır bu yönetimin başında. Rusya’daki politbüro üyelerinden fazla hüküm sürdüler. Kanuni Sultan Süleyman’a yaklaştılar. Kanuni Sultan Süleyman 46 sene hüküm sürmüştü. Bu arkadaşlar, 1973-2021, tam 43 sene oldu. Bir değişim olur mu olmaz mı bir bilgi sahibi değilim ama şahısların değişmesinden ziyade zihniyetin ve siyasetin değişmesi önemli.  Artık silahın dönemi bitti bunu bir kere kapatmak lazım. Yani bu silah Türkiye’de Kürtlerin bütün demokratik mücadelesini esir almış durumda. Bu silah Suriye’de Kürtlerin bir statü elde etmelerini de engelliyor. Çünkü Türkiye fiilen orda yarın bu tartışma sürerse Kamışlo’ya da girer. Bu silah Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kazanımlarını da zehirliyor. PKK, orda Türkiye’yle savaşa devam ettiği müddetçe Türkiye Cumhuriyeti askeri o topraklara giriyor, üsler kuruyor, askeri güç bulunduruyor ve Kürdistan Bölgesi iki ateş arasında kalıyor. Hem Kürdistan Bölgesi’nin kazanımları tehlike altına giriyor, hem Suriye’deki Kürtlerin geleceği tehlike altına giriyor hem de Türkiye’deki demokratik haklar rehin alınıp buzdolabına kaldırılır. Onun için şahısların, yönetimin değişmesi bence çok bir şey değiştirmiyor zihniyetin ve siyasetin değişmesi lazım. Kandil’de de silahların susması lazım. Kürdistan’da da Rojava’da da ve Türkiye’de de demokratik mücadelenin öne çıkması lazım ve barışın hedef olarak alınması gerek. 

“SAVAŞTAN RANT ELDE ETMEK İSTEYENLER VAR”

Bazı çevrelerde ‘Türkiye Rojava’ya ve Kürdistan Bölgesi’ne girmek için PKK’yi bahane ediyor’ yaklaşımı var. Siz de katılıyor musunuz?  

Türkiye’deki derin devletin başından beri Kürtlerin her türlü kazanımına karşı olduğunu ben 10 yaşındayken biliyordum. Şu an 63 yaşındayım. Farz edelim ki Türkiye bir bahane arıyor. Peki, biz bu bahaneyi niye veriyoruz? Birileri Ankara’da böyle diyorsa ben Kürt olarak niye bu oyunu oynuyorum? Benim başka bir hamle yapmam lazım. Silahı bırakmak istemeyenler Ankara’daki derin güçlerle derin ilişikler içerisinde olan Kürt siyasetinin içindeki habis urların bahaneleridir bunlar. Biz, 7 Haziran 2015 seçimlerinde 80 milletvekilli, 102 belediye başkanı yüzde 13 oy aldık. İstanbul’da Diyarbakır’dan fazla vekil çıkardık. Kötü mü oldu? Demek ki demokratik yollar kapalı değil. Demokratik yollar zorlayabilirsin, genişletebilirsin. Ama bunun böyle istemeyenler devletin içinde de habis bir ur, bir çete var, hatta ittihat ve Terakki’den beri var. Maalesef bunlarla işbirliği içinde bu savaştan rant elde eden hem Türklerin hem de Kürtlerin evini yıkan Kürt siyasetinin içinde bir damar var. Bunu söylediğimde de bana en fazla küfür etmelerinin sebebi budur.

Bunu biraz daha açık söylemeniz mümkün mü?

Bunu açıklayayım; geçenlerde bir televizyon programında açıklama yaptım. PKK’nin bir kesimi, halkı kast etmiyorum asla, HDP’lileri de kast etmiyorum. Marjinal Türk solu PKK’nin içinde onların peşine takılmış bir grup, hepsini söylemiyorum ve sözde İslamcı Akit gazetesi aynı anda bana küfür etmeye başladılar. Neye küfür ediyorsunuz? Bak barış diyoruz, kardeşlik diyoruz, silahlar sussun diyoruz, Kürtlerin demokratik hakları elde edilsin diyoruz. Ne hükümete kendimizi savunuyoruz ne de silaha şiddete, teröre, hendeğe doğru diyoruz. Peki, siz neye karşısınız? Altan Tan’ın dediği hangi şeylere karşısınız? Çıkın bunu söyleyin diyorum onlara. Onun için iki taraftaki habis ur dediğimiz derin yapılar birbirini besliyor. Ve aynı anda küfür ediyorlar. Ve aynı ayda da Kürt siyaseti içinde de PKK’de de HDP’de de AK Parti’de de İslami grup ve cemaatlerin içinde de liberallerin içinde de hatta CHP’nin içinde de milyonlarca insan bana destek veriyor. Benim durumum bu yani. Aldığım destek çok daha fazla. Yani aklıselim, namuslu, şerefli bütün insanlar destek veriyor. Hangi partiden olursa olsun.

“PKK MEDYASI SÜREKLİ BİR KDP VE TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI POMPALIYOR”

PKK'nin geçtiğimiz aylarda Peşmerge Güçleri’ne yönelik gerçekleştirdiği saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diasporadaki PKK medyası sürekli bir KDP ve Türkiye düşmanlığı pompalıyor. Sayın Barzani ne yapsın? PKK diyor ki ‘Barzani benimle bir olsun Türkiye’ye karşı savaşsın. Yok böyle demek istemiyorum benle beraber savaşmasın ama Türkiye güçlerinin Kürdistan’a girmesini engellesin.’ Peki savaşmadan nasıl engelleyecek, ne yapacak? Şimdi eğer Barzani yönetimi PKK ile birlikte Türkiye’ye karşı savaşırsa veya Türkiye’ye kapılarını kapatırsa ‘Sen buraya giremezsin’ derse bu düşük seviyeli bir savaş ki onu da ezip gidecek. Nasıl ki basiretsiz Kürt siyasetçiler Mele Mustafa’nın (Barzani) tabiriyle Kürdistan’ın kalbi olan Kerkük’ü Bağdat askerlerine teslim ettilerse Erbil’i de Türkiye Cumhuriyet’ine teslim edecek. Eğer PKK, Kürdistan Bölgesi’ne ‘Gel birlikte savaşalım ya da Türkiye’yle savaş, Türkiye’ye karşı koy’ derse. Dolaysıyla bu silah her şeyi zehirliyor. Kürdistan Bölgesi’nin Türkiye’ye karşı koyma gücü var mı? Kimse de bunları açık bir şekilde söylemiyor da. ‘Kardeşim neyin peşindesiniz?’ Yani Erbil’de Kürt kazanımını da yok mu etmek istiyorsunuz? Kürdistan kazanımlarını sıfıra mı indirmek istiyorsunuz? Bak Kerkük’e ne oldu? Kerkük İran’a kaldı. Onun için bunları açık tartışmak lazım. Hak ve özgürlükleri, kazanımlarımızı siyasal anlamda muhafaza etmeye çalışacağız. Bugün nasıl ki Türkiye’deki bütün kazanımlar rafa kalktı veya tarumar oldu. Eğer bu politikalar bu şekilde devam ederse KDP, Talabani’nin partisi de hepsi beraber ‘Gelin Türkiye’ye karşı savaşalım’ derlerse Kerkük gibi Erbil’i de verecekler. Belki de bunu istiyorlar.

PKK, TÜRKİYE İÇİN BİR BAHANE Mİ?

PKK’nin Peşmerge’ye yaptığı saldırılarda İran tarafından yönlendirme olduğu yaklaşımı var. Siz ne düşünüyorsunuz?

İran’ın politikası çok açık. Süleymaniye’den, Kerkük, Bağdat, Beyrut, Hizbullah’tan, Suriye’deki Esed’den tut, Yemen’deki Husilere kadar Ortadoğu’nun her yerine kendi devlet çıkarları için düzen kurmadan düzeni bozuyor. Kaosa oynuyor. İran’ın elinde gelse Kürdistan Bölgesi’nde Erbil ile Süleymaniye’yi birbirinden ayırır. İran, Ortadoğu’da sorunlarını çözmüş, Sünni, Alevi, Şii, Kürt, Türk kardeşçe yaşamış tarihte bir yönetim kurmadı, kuramadı. Bütün İslam tarihi boyunca da İran’ın buradaki fonksiyonu sürekli düzeni bozmak ve karışıklık üzerinde bir düzen kurmak. Buna siyaset biliminde kontrollü kaos diyorlar.

İran’ın PKK üzerinde bir etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz? 

Tabi ki başından beri öyle düşünüyorum. Talabani hareketi üzerinde de var, Goran üzerinde de var. İran Kürdistan Bölgesi’nde kendisine bir nüfuz bölgesi oluşturmak istiyor. ‘Tamamını kontrol edemiyorsam bir kısmını kontrol edeyim’ diyor. Neticede o meşhur Şii Hilali denilen Tebriz’den İsfahan’dan Urmiye’den başlayıp Süleymaniye üzerinden Beyrut’a kadar gidecek, Şam’a kadar gidecek. Şii Hilali üzerinde de en büyük engel şu an özellikle Badinan bölgesinde Sünni Nakşibendi bloktur. Bunları tasfiye etmek istiyor.

(Gülümseyerek söylüyor) Bu röportajda bir sürü mayına bastırdın. Allah sonumuzu hayretsin. Haso’don kurtulsak Huso’nun dayağını yiyeceğiz.

Önümüzdeki süreçte neler yapmayı planlıyorsunuz, siyasete dönmeyi düşünüyor musunuz?

Ben siyasetin göbeğindeyim de topum yok. Topumu çaldılar, bana top veren yok.

“PARTİLERDEN TEKLİF GELDİ”

Top dediğiniz parti mi?

Top dediğim imkân, fırsat… Şu an çok net bir şekilde HDP ile de anlaşamıyorum, AK Parti’yle de anlaşamıyorum. Çünkü söylediklerim iki tarafın da hesabına gelmiyor. Ben o kadar akıllıyım ki herkesi kendime düşman etmeyi marifet sayıyorum. Rabbul Alemin biraz fazla akıl vermiş. Fazla akıl verince işte herkesi idare edeceğime herkesle kavga ediyorsun, herkese yanlış diyorsun, herkes birden seni dövüyor. Dolayısıyla ben şu an söylediklerimi söylemeye devam edeceğim. Söylüyorum, yazıyorum. Haftada iki gün iki internet sitesinde yazıyorum. Televizyonlara katılıyorum. Röportajlar veriyorum. Bu fikirler etrafında bir siyasal oluşum olursa içinde olurum. Hem Kürtlerin hem Türkiye’nin hem Ortadoğu’nun sorunlarını çözecek çerçevede olursa eğer. Ama maalesef böyle bir siyasal oluşum yok. Şartlar ne getirir bilmem ama bundan sonra olabilir.

Herhangi bir partiden size teklif geldi mi?

Yeni partilerden geldi. Yani AK Parti’den kopan partilerden geldi. Diğer Kürt partilerden de geldi. İrili ufaklı 5-6 Kürt partisi var. Ama ben bunları hiç birisinde şu anlık için yer almayı uygun görmedim. Çünkü politikalarını bu girişlikte görmüyorum. Yani politikalarını da kadrolarını da… Tekrar söylüyorum benim bu konuştuğum çerçevede bir siyasal oluşum, parti ittifak da olabilir, olursa içinde yer alırım. Olmasa işte böyle otururum. 

Peki, HDP ya da AK Parti’nden size teklif gelirse gider misiniz ya da hangisini tercih edesiniz?

Hangisi diye bir tercih yok. Benim için program önemli. Eğer bir şey demiyorsa bugünkü HDP ile bir işim yok. Eğer siyasetini değiştirmiyorsa. AK Parti siyasette bir değişime gitmiyorsa hiçbir işim olmaz. Proje önemli. ‘Gel seni milletvekilli yapalım.’ Ben zaten 3 sefer milletvekilli oldum. Allah kabul ederse yeter. Ama doğru bir program olursa, doğru bir çözüm olursa ben o çözümün içinde yer alırım. Nerede olursa olsun. İster AK Parti’de ister CHP’de ister HDP’de… Nerde olursa. Ama şu an bir proje yok ortada. Sırf milletvekili olmak içinde bir yere gitmem.

K24

Şîrove Bike

POLİTİKA

EN ÇOK OKUNANLAR
×