Çözüldüğüne ilişkin açıklamalarla yeniden gündemde
10.10.2021 12:17:41

"Kürt sorunu yok" veya "çözüldü" demek ne kadar gerçekçi?

"Kürt sorunu var - yok ve çözüldü - çözülmedi" tartışmaları yeniden alevlendi. İktidar, sorunu bitirdiği iddiasında ancak çözüldüğüne dair açıklamalar dışında emareler yok. Sorun ne zaman çözüldü de insanların bundan haberi olmadı?

Abdulhakim Günaydı

"Kürt sorunu denilen meseleyi, hak ve özgürlüklerden kalkınmaya kadar tüm boyutlarıyla çözdük."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sözleri önceki gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 27. Dönem 5'inci yasama yılının açılış konuşmasında söyledi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de benzer açıklamaları oldu.

MHP Meclis Grup toplantısında konuşan Bahçeli, "Türkiye'de Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimi sorun olarak gören CHP vardır, İP vardır, HDP vardır, köşesiz köşe yazarları vardır, karanlığın teşrifatçısı satılmış aydınlar vardır" dedi.

Bir diğer açıklama da AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Emin Akbaşoğlu'ndan geldi.

Akbaşoğlu, önceki gün Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, "Demokratik devrimlerle Türkiye'de her sorunu aştık. Türkiye'de hiçbir etnik sorun bulunmamaktadır. Türkiye'de bir terör sorunu vardır. Bunun da üstesinden AK Parti iktidarları gelmektedir. Sözde Kürt sorunu vardır diyenler Kürt kökenli vatandaşlarımızı sorun olarak görenlerdir" ifadelerine yer verdi.

Doğrusu tüm bu açıklamalar, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kürt sorununun çözüm yerinin Meclis olduğunu söylemesinden sonra geldi.

Gündemdeki yerini koruyan Kürt sorunu tartışmasının daha da büyümesi bekleniyor.

Aslında Kürt sorunu veya diğer adıyla Kürt meselesi yüzyılı aşkın bir süredir tartışılıyor.

Hatta Türkiye'nin kangrenleşmiş sorunların başında geldiğini söylemek zorlama bir tespit olmasa gerek.

Çünkü sorunun varlığına dair şimdiye kadar yüzlerce, belki de binlerce kitap ve makale yazıldı, raporlar hazırlandı ve film çevrildi.

"Türkiye'de Bir Kürt Sorunu Var mı? - Mehmet Çağırıcı", "Kürt Barışında Batı Cephesi - Baskın Oran", "Beş Büyük Tarihi Kavşakta Kürtler ve Türkler - Ahmet Özer", "Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır – Cengiz Çandar", "Kürtler - Hasan Cemal", "Gayri Resmi Yakın Tarih - Mustafa Akyol", "Devlet Söyleminde Kürt Sorunu - Mesut Yeğen", "Türkiye'nin Kürt Sorunu Hafızası - Hüseyin Yayman", Kürt Sorunu Ya Tam Kardeşlik ya Hep Birlikte Kölelik - Altan Tan", Silahları Gömmek - Orhan Miroğlu", "Kürt Meselesinin Anayasal Boyutu - Vahap Coşkun" ile "Kürt Sorunun Uluslararası Boyutu ve Türkiye – Erol Kurubaş" konuya dair yazılan kitaplardan sadece bir kaçı.

Çözüldüğüne ilişkin açıklamalar dışında bir emare yokken, "sorun yok" veya "çözüldü" demenin ne kadar gerçekçi olduğunu halkın takdirine bırakmak gerekir.

Kürt sorunu çözüldü de insanlar bundan haberdar mı olmadı?

Sorun yok demekle gerçekten sorunlar çözülmüş mü oluyor?

Independent Türkçe olarak Kürt sorunu var mı yok mu? ya da gerçekten çözülüp çözülmediğini araştırdık.

"Çözüldü demekle sorun çözülmüyor"

Marmara Bölgesi Akil İnsanlar Heyeti'nde (AİH) yer alan hukukçu Dr. Levent Korkut, sorunun çözüldüğü şeklindeki yaklaşımın gerçekçi olmadığını, konunun daha çok konuşulması gerektiğini söyledi.

Çözüm sürecinin başarısızlığa uğramasının bitti anlamı taşımadığını, örneğin Kolombiya'nın bunu 5-6 kez denediğini kaydeden Dr. Korkut, "Bir kere bu yola girildiğinde onun devamı oluyor ama ara dönemler çok mutlu dönemler olmayabiliyor" dedi.

Meselenin "bitti" demekle bitmeyeceğini sürece ilişkin bir envanterin çıkarılmasının iyi bir yöntem olacağını kaydeden Korkut, "Genel olarak toplumdaki kesimlerin tepkileri açısından bakıldığında ülkede günlük güneşlik bir atmosfer yok. AİH'nin her bölgede yaptıkları raporlar var. Raporlardaki talepler alt alta yazılsın bunların hangisinin karşılandığı ortaya çıkar.

Dolayısıyla sorun çözüldü demekle çözülmüyor. Siyasetçinin dilinde her şey mümkün ama onu değerlendirecek olan insanlardır" diye konuştu.

"İktidar kadar muhalefette sorumluluk hissetmeli"

Korkut'a göre ne zaman konuya ilişkin muhalefetten bir ses çıksa çözüm meselesi ön plana çıkıyor, tartışmalar gündeme geliyor.

Türkiye'de barış ortamının inşa edilmesini savunanların temel kaygısının iktidar veya muhalefet olmadığını dile getiren Korkut, "Geçtiğimiz dönemde çözüm sürecini desteklememiz iktidarı desteklemek değil, bir çözüm anlayışını ileri sürmesi ve bunu cesaretle savunduğu için destekledik. Muhalefette böyle yapabilir. O zaman muhalefeti de barışın sağlanması için gayretlerinden dolayı destekleriz" şeklinde konuştu.

Muhalefetin 'Kürt sorunu vardır' çıkışının siyasette bir sinerji yarattığını, iktidar kadar muhalefetinde sorumluluk hissetmesi gerektiğine değinen Korkut, sözlerini şöyle tamamladı:

"Eğer politik aktör olmak istiyorsanız sorunları gerçek yerde aramalısınız. Yapay ve küçük meselelerle büyük siyaset yapılmaz. Etkileyici siyaset, gerçekten ülkenin temel sorunlarına değinen siyasettir. Bu temel bir sorun ve değinildiğinde de toplumda tartışma yaratıyor, etkili oluyor."

"Seçim zamanı yaklaşınca çözecekmiş gibi yapıyorlar"

Akdeniz Bölgesi Akil İnsanlar Heyeti'nde yer alan sanatçı Lale Mansur da Kürt sorununun çözülmediği görüşünde.

"Kürt sorunu yok veya çözüldü demek hiçte gerçekçi değil" diyen Mansur, "Ayrıca bu Kürt sorunu değil Türk sorunu. Türkiye devletinin bu sorunu çözmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye'de yaşayan vatandaşların aynı statüde olmadığına dikkat çeken Mansur, "Yıllar yılıdır böyle devam ediyor. Sorun bir türlü çözülmek istenmiyor. Ancak seçim zamanı yaklaşınca çözecekmiş gibi yapıyorlar. Açıkçası hiçbir şey de yaptıkları yok" dedi.

"Sorun çözülseydi bambaşka bir Türkiye'de yaşıyor olurduk"

Sorun yok demekle sorunların yok olmadığını vurgulayan Mansur, sözlerine şöyle devam etti:

"Mesela bugün bir AKP'li 'enflasyon yok' dedi. Yok denilince olmuyor mu? Oysa hepimiz feci bir şekilde enflasyonun olduğunu biliyoruz. Feci zamlar geliyor ve gelmeye devam edecek. Dolayısıyla bir şeye yok deyince yok olmuyor. Kürt sorunu çoktan çözülmeliydi. Eğer sorun çözülseydi hepimiz bambaşka bir Türkiye'de yaşıyor olurduk."

"Kimse doğduğu toprakları, cinsiyeti ve derisinin rengini seçemiyor"

Doğu Anadolu Bölgesi Akil İnsanlar Heyeti'nde yer alan gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, temel sorunun Türk ya da Kürt sorunu olmadığını, Türklerin, Kürtlerin, Arapların Süryanilerin ve diğer bölge halklarının temel bir sorunu olduğunu, 19'üncü yüzyıl sonunda oluşan kavram ve kurumlarla 21'inci yüzyılı açıklamanın mümkün olmadığı görüşünde.

İnsanın anne ve babasını, doğduğu toprakları, cinsiyetini ve derisinin rengini kendisinin seçemeyeceğine değinen Dilipak, "Farklılıklara rağmen Osmanlı döneminde bir arada yaşamanın tutkalı, Müslümanlar arasında din bağı idi. Diğer halklar ile ilişki adalet, barış ve hürriyet temelli bir siyasetti. Bu bağlar korunduğu sürece sorun azaldı, zayıfladıkça birlik zaafa uğradı. Bugün buna ekonomik, siyasi, ideolojik ve politik çatışmalar da eklenince, adına ne derseniz deyin bu sorunlar yaşanmaya başlandı. Ve bu sorunlar birilerinin bölgede varlığının zeminini oluşturduğu için 'kontrollü bir bunalım stratesjisi'nden beslenen vekalet savaşı devam ediyor" ifadelerine yer verdi.

"Kürt sorunu aynı zamanda Türklerin de sorunudur"

"Dün de soğuk savaş yıllarında, birileri aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerinden kendilerine servet ve iktidar üretme çabaları vardı" diyen Dilipak, "Sorunlar yapısal, konjonktürel, ekonomik, sosyal, siyasal, diplomatik, ideolojik özellikli sorunlar ve hepsinin tek tek ele alınması gerekiyor" yorumunda bulundu.

"Kürt sorunu dediğiniz aynı zamanda Türklerin de sorunudur. Aynı zamanda Müslümanların bir sorunudur. Kürtlerin yaşadığı sorun Türkler için de geçerli" değerlendirmesinde bulunan Dilipak, sözlerini şöyle tamamladı:

"Ya da Türklerin yaşadığı sorun Kürtler için de geçerli. Ortak sorunlarımız da var. Bu sorunları çözmek için yeterli kavram ve kurumlara, uygun bir hukuk zeminine ve iktisadi altyapıya sahip değiliz. Bir yandan düzeltelim derken, öte yandan bozuluyor. Bir de şu var: bir ülkede adalet varsa, haksızlık her zaman olabilir. Haksızlığa uğradığınızda hakkınızı alabiliyorsanız, o ülkede insanlar karınlarını doyuruyorlarsa ve o ülkede özgürce yaşayabiliyorlarsa, malları, canları, namusları, akılları, inançlar ve nesilleri güvende ise, paraları her gün değer kaybetmiyor ve kazandıkları durduk yerde erimiyorsa, o ülkeden insanları kovsan da gitmezler. Bunlar yoksa bağlasan da durmazlar."

"Kürt sorunu temelde bir demokrasi sorunudur"

Yılardır meselenin hafızasında yer almış ve konuya dair son üç yıl içinde bin 800 sayfalık kitaplar yazan eski AK Parti Mardin Milletvekili ve Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) Üyesi Orhan Miroğlu ise kendi iktidarları dönemin birçok sorunun çözüldüğü görüşünde.

Acı tecrübelerle dolu son yüzyılın Kürt sorununun temelde bir demokrasi sorunu veya siyasi temsil ve eşitlenme sorunu olduğunu gösterdiğini kaydeden Miroğlu, "Batı'ya Kürt göçü hızlandı, nüfusun yüzde 60'a yakın kısmı artık Batı'da ve Türk halkıyla beraber yaşıyor. Güçlü bir entegrasyon var ve bu devam edecek" dedi.

Miroğlu'na göre, soruna doğru bir projeksiyon tutan, tutmakla kalmayıp inkar sürecini bitiren, siyasi temsilin önünü açan, Kürt dili ve edebiyatını yasaklı olmaktan çıkaran yegane parti AK Parti ve lideri Erdoğan'dır.

Askeri vesayet ile faili meçhul cinayetlerin sona erdiğini ve devlet içindeki paralel örgütlenmelere karşı mücadeleyi hatırlatan Miroğlu, 1990'lı yılların mağduriyet ve hak ihlalleri için yeni hukuki süreçlerin başladığını ve birçok davanın hala devam ettiğinin altını çizdi.

"Kürt sorununa çözüm bir ihtimaldi ve ihtimal olarak güzeldi"

Buna rağmen belli kesimlerin bunların hiçbiri olmamış gibi davrandığını ve Kürt sorununun çözümünde hiçbir ilerleme kaydedilmediğini söylediğini vurgulayan Miroğlu, bunun çeşitleri sebepleri olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu kesimlerin 'Kürt sorunundan' anladıkları demokratik hak ve özgürlükler, siyasi temsil ve eşitlenme değil, adına bazen demokratik özerklik, bazen özyönetim dedikleri statülerin anayasada yer almasıdır ki, Türkiye şartlarında bunun mümkün olmadığını herkesin anlaması gerekir. Son zamanlarda 'Kürt sorunu' tartışmalarının başlamış olmasının bir diğer sebebi de Millet İttifakı'nın HDP'yi de yanına alarak geliştirdiği 2023 seçimlerine yönelik hesabıdır. Bir zamanlar yanına yaklaşıp 'Bu ülkede Kürtler de var, hakları da var' diyemediğiniz birçok siyasi aktör, inanılmaz bir biçimde Kürtperver oldu! Valla bu imal edilmiş Kürtperverliğe inanmak ister insan ama inanmak çok zor! Erbil'e ne olduğu neyi amaçladığı belirsiz göstermelik ziyaretlerle oy hesabı yapmanın toplum içinde bir karşılığı olur mu, yaşayıp göreceğiz.

Murat Uyurkulak'ın "Tol" romanının "Devrim bir ihtimaldi ve ihtimal olarak güzeldi" cümlesiyle başladığını hatırlatan Miroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Biri kalkıp çözüm sürecinin romanını yazsa, benzer bir cümleyle başlayabilir: Kürt sorununa çözüm bir ihtimaldi ve ihtimal olarak güzeldi! Ama Türkiye'nin geleceğini Kürtlerin ve Türklerin tek devlet çatısı altında ve demokrasi içinde yaşamalarını isteyenler Kürt sorununun çözümünü ihtimal olmaktan çoktan çıkarmış bulunuyorlar, çünkü çözdüler ve çözüyorlar. Tartışalım tamam ama çözüm iradesine saygı talep etmeyi de unutmayalım."

The Independentturkish

Şîrove Bike

POLİTİKA

EN ÇOK OKUNANLAR
×